Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de Övdüğü Kadın/Belkıs
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de Övdüğü Kadın/Belkıs
Kur’an’ı-Kerim’de, kadınların Hz. Muhammed’e biat etmeleri hakkında detaylı bilgi verilmektedir.[1] Bu ayetlerden anlaşıldığına göre kadın, çeşitli kademelerde yönetime katılma hak ve hürriyetine sahip bulunmaktadır.
Kur’an-ı Kerim’in çeşitli ayetlerinde verilen bilgilerden anlaşıldığı kadarıyla kadın, siyaset ve idarede etkin bir öneme sahiptir. Örneğin Kur’an-ı Kerim’de geçen Süleyman (as.) ile Sebe Kraliçesi Belkıs kıssasında kadının kendi başına siyasi bir güç olduğu haber verilmektedir. Aşağıdaki ayetlerdee, pek çok özellikler ile donatılmış bir kadın olan Sebe Kraliçesi Belkıs’ın siyasi açıdan ciddi başarılara sahip olduğuna işaret edilmektedir:
قَالَتْ يَا أَيُّهَا المَلَأُ أَفْتُونِي فِي أَمْرِي مَا كُنتُ قَاطِعَةً أَمْراً حَتَّى تَشْهَدُونِ {32} قَالُوا نَحْنُ أُوْلُوا قُوَّةٍ وَأُولُوا بَأْسٍ شَدِيدٍ وَالْأَمْرُ إِلَيْكِ فَانظُرِي مَاذَا تَأْمُرِينَ {33} قَالَتْ إِنَّ الْمُلُوكَ إِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً أَفْسَدُوهَا وَجَعَلُوا أَعِزَّةَ أَهْلِهَا أَذِلَّةً وَكَذَلِكَ يَفْعَلُونَ {34}
“Sebe kraliçesi Belkıs, ‘Ey ileri gelenler! Vereceğim emir hakkında bana fikrinizi söyleyin; siz benim yanımda bulunmadıkça, bir iş hakkında kesin bir hüküm vermem’ demişti. Onlar, ‘Biz, güçlü kimseleriz ve çok zorlu savaşçılarız. Sonuçta söz senindir. Kararını sen kendin ver’ demişler. Bunun üzerine Kraliçe, ‘Muhakkak ki krallar/hükümdarlar bir ülkeye girdikleri zaman, orayı ifsat edip harap ederler. Oradaki halkın şerefli insanlarını zelil/perişan ederler. İşte onlar, böyle davranırlar!’’ diye devam etmiştir.”[2]
Hem Kur’an-ı Kerim’de hem de Kitabı Mukaddeste adı anılmadan Sebe kraliçesi Belkıs’tan bahsedilmektedir. Yukarıdaki ayetlerde haber verildiğine göre Sebe kraliçesi Belkıs, akıllı, mütevazı, zeki, yetenekli ve başarılı bir yönetici, bir devlet başkanı idi. O, çevresinde bulunan ileri gelenlerle danışmıştır. Ama o, onlardan daha akıllı, daha bilgili ve daha zeki olduğu için, onlardan daha iyi düşünmüş, bildiği ile adaletle hareket etmiş, halka güven vermiş ve toplumsal uzlaşı ve barışı sağlamada muvaffak olmuştur. Süleyman Ateş bu ayetleri yorumlarken, kadının idareciliği hakkında da şöyle bir yorumda bulunmuştur:
“Belkıs, bir kadın, Sebe kavminin başında bulunan bir kraliçedir. Ayetlerin söz geliminden, bu kraliçenin zeki olduğu, kavmini iyi yönettiği, fevrî davranışlarla toplumu felâketlere atmadığı, tedbir ve ihtiyatıyla kavmini ölümden ve esaretten, ülkesini de yıkımdan kurtardığı, hakkı görüp anlayınca puta tapmayı bırakıp Müslüman olduğu ve ardından Hz. Süleyman’ın emrine girdiği anlaşılmaktadır. Bu ayetin üslubunda kraliçeye övgü vardır. Bu ayette Sebe kraliçesi hakkında verilen bilgilerden yetenekli kadınların devlet başkanı olabileceği anlaşılmaktadır.”[3]
Ayetlerde haber verildiği gibi Melike çevresindeki danışmanlarının görüşlerini almış; ancak neticede yine de kararını kendi vermiştir. Ayrıca o, hükümdarların girdikleri yerleri tahrip edip güçlüleri zelil kıldıklarını hatırlatmış ve bu nedenle meseleyi barış yoluyla halletmeyi tercih ettiğini anlatmıştır. Onun bu özellikleri, toplumsal uzlaşı ve barıştan yana olan idarecilerin vasıflarını yansıtmaktadır. Belkıs ile Süleyman (as.) arasında çeşitli diyalog ve görüşmeler yaşanmış ve neticede Belkıs Müslüman olup tevhit inancını tercih etmiştir.
Kadının siyaset ve devlet yönetiminde görev alabileceğini savunanlara karşı çıkanlar, “Başlarına bir kadını geçiren bir kavim, asla iflah olmaz” anlamındaki hadisi delil olarak ileri sürmüşlerdir. Sahabeden Ebû Bekre, “Hz. Muhammed’den (sav.) işitmiş olduğum bir kelime, Cemel savaşı sırasında neredeyse savaşa katılacağım bir sırada bana fayda sağladı” demiş. O, Hz. Muhammed’in (sav.), Kisra’nın kızının Fars diyarında başa geçtiğini işittiği zaman, “Başlarına bir kadını geçiren bir kavim, asla iflah olmaz” dediğini söylemiş.[4]
Büyük oryantalist Nabia Abbott (1897-1981), bu tür hadislerin Hz. Muhammed’den (sav.) kaynaklanmadığını, onun döneminden sonra Hz. Ali ile Hz. Aişe arasında yaşanan savaş nedeniyle ortaya atıldığını savunmuştur.[5]Abbott kadının bu yönünü savunurken, Hz. Hatice’nin Hz. Muhammed’in (sav.) sosyal ve siyasal hayatında danışmanlık yaptığını örnek göstermiştir.[6]
Süleyman Ateş de bu hadisin, Hz. Aişe’nin Cemel ashabına önderlik yapmasını eleştirmek için Ebû Bekre tarafından söylendiğini kaydetmiştir. Ebû Bekre, Hz. Aişe’nin kumanda ettiği orduya katılmamış ve kendisini bu konuda şöyle savunmuştur: “Peygamber Aleyhisselâm, Kisrâ’nın kızının, İranlılara kraliçe olduğu haberini duyunca buyurdu ki: ‘Başlarına bir kadını geçiren bir kavim, asla iflah olmaz.’[7] Allah, beni bu söz ile yararlandırdı da o savaşa katılmadım.”[8]
Bu rivayet nedeni ile İslâm’da kadının idareciliği konusu, çeşitli ilmi kaynaklarda tartışılmıştır. Bazı ilmi kaynaklarda kadının idareciliğine itirazlar yer alırken,[9] pek çok kaynakta Muhammed b. Cerir et-Taberi’nin (ö. 310/922), “Kadının her konuda hâkimlik yapması caizdir. Çünkü kadının müftü olması caiz olunca, hâkimlik yapmasının da caiz olması gerekir” dediğine yer verilmiştir.[10]
Abdurrahman Celaluddin es-Suyûtî de (ö. 911/1505), Nesaî’nin Sünen’i üzerine yazdığı şerhte, bu hadisi Hz. Ali (ö. 40/661) ve Muaviye (ö. 60/680) arasında meydana gelen mücadelede Hz. Aişe ile ilişkilendirmiştir.[11] Ayrıca Ateş, bu rivayet hakkında şöyle bir değerlendirmede bulunmuştur:
“Bu hadiste taşlanan, Hz.........
