menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ben'Imana'dan Hotel Rwanda'ya: Bir soykırımın ardından hayatta kalmak

14 0
28.05.2026

Ruanda Soykırımı uluslararası sistemin ahlaki iflaslarından biri aslında. Evet, Birleşmiş Milletler sahadaydı. Batılı devletler gelişmeleri biliyordu. İstihbarat raporları katliam hazırlıklarını işaret ediyordu. Ancak dünya müdahale etmedi.Neden?

Filiz Zengin/ tv4 Yayın Koordinatörü

2000'li yılların başında sosyal medya henüz hayatlarımızı kuşatmamıştı. Dünyada olup bitenleri haberlerden, gazetelerden ve sinemadan öğreniyorduk. Benim Ruanda ile ilk karşılaşmam da bir film sayesinde olmuştu. 2004 yapımı Hotel Rwanda.

Afrika'nın ortasında küçük bir ülke olan Ruanda'da yaşananların büyüklüğünü kavramak kolay değildi. Çünkü insan zihni bazen rakamları algılayamıyor. 100 gün içinde 800 bin insanın öldürülmesi, komşuların komşularını katletmesi, kiliselere camilere sığınan insanların topluca yok edilmesi, kadınların sistematik tecavüze uğraması... Bunlar ancak sinemanın gücüyle ete kemiğe bürünebiliyordu.

Yıllar önce Hotel Rwanda'yı izlediğimde aklımda kalan soru şuydu: Bir toplum böylesine büyük bir vahşetin ardından yeniden nasıl birlikte yaşayabilir?

Geçtiğimiz günlerde katıldığım 79. Cannes Film Festivali'nde Un Certain Regard seçkisi kapsamında izlediğim bir film, yıllar önce zihnime düşen bu soruyu yeniden gündeme getirdi. Ruandalı yönetmen Marie-Clémentine Dusabejambo'nun ilk uzun metraj filmi Ben'Imana 2012 yılı Ruanda'sını anlatıyordu.

Bu kez karşımda soykırımın kendisi değil, soykırımdan sonra hayatta kalmanın yükü vardı.

Cannes'ın gizli hazinesi: Ben'Imana

Ben'Imana, Cannes'ın sinemalarında gösterilen yüzlerce film arasında sessiz ama son derece güçlü bir ses olarak öne çıkıyor. Film, 1994 Ruanda Soykırımı'nın ardından geçen yıllarda, toplumun iyileşme ve uzlaşma çabalarını kadınların gözünden anlatıyor. Ancak bunu yaparken seyirciyi kolay cevaplarla rahatlatmıyor.

Çünkü bazı yaralar kapanmıyor. Bazı soruların da cevabı yok.

Soykırım bir anda başlamadı

Ruanda'da yaşananları anlamak için önce tarihe dönmek gerekiyor. Bugün Afrika'nın en düzenli ve güvenli ülkelerinden biri olarak gösterilen Ruanda, aslında sömürgeciliğin en ağır miraslarından birini taşıyor. Yüzyıllar boyunca aynı coğrafyada yaşayan Hutu, Tutsi ve Twa toplulukları, Alman ve ardından Belçika sömürge yönetimleri tarafından sistematik biçimde birbirinden ayrıştırıldı. Fiziksel özelliklerine göre aynı dili konuşan halk yapay ırklara ayrıldı. Belçikalılar, Batılı ırkçı teorilere dayanarak Tutsilerin Avrupalılara fiziksel olarak daha çok benzediğini iddia edip onları üstün bir ırk olarak tanımladı. Hutular dışlandı. Kimlik kartlarına etnik aidiyetler yazıldı. Eğitim, devlet görevleri ve ekonomik fırsatlar belirli gruplara tahsis edildi. Modern tarihin birçok trajedisinde gördüğümüz gibi, ayrımcılık önce bürokratik bir uygulama olarak........

© Açık Görüş