menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

BENİM SİNEMALARIM

14 0
11.06.2026

Bilindiği üzere daha çok “Parasız Yatılı” kitabıyla tanınan değerli hikâyecimiz Füruzan’ın bu adda bir kitabı vardı: Benim Sinemalarım. Herkesin kendine göre bir sineması var elbet. Geçen gün bir haberde gördüğüm üzere Türkiye’de sinema seyircisi geçen yıla göre yüzde 15 azalmış. Sanırım son yıllarda böyle istikrarlı bir düşüş var. Görselliğin arttığı ve görsel kaynakların çokça çeşitlendiği günümüzde, insanların evden çıkıp, bir araca binip, bilet alıp salonda film izlemesi hadisesi giderek azaldı. Aslında bu tiyatro ve benzeri gösteri sanatları için de geçerli. Artık insanları evden çıkarmak kolay değil.

Benim sinemalarım Ankara sinemalarıydı. Çocukluk günleri ve yazlık sinemalar. Yenimahalle Akın Sineması, Alemdar Sineması ve Güneş Sineması. Kışlık olarak da bunlara ilaveten Seyran Sineması. Büyüdüğümüz yıllarda Kızılay’da Kavaklıdere’de Büyük Sinema, Cep Sineması, Gölbaşı Sineması, Kavaklıdere Sineması ve Akün Sineması. İstanbul’da yatılı okuduğum yıllarda da, Beyoğlu Yeni Melek Sineması benim için unutulmaz. Mazot kokusu, yerde talaşlar, kürklü hanımlar, bilet kesen ve yer gösteren zarif Rum kadınlar. Bilet kuyrukları. O yılların çok iş yapan “Batı Yakasının Hikâyesi” filmini orada seyretmiştim ve benim için unutulmazdı. Apartman duvarını boydan boya kaplayan film afişi hala gözlerimin önünde. Çocukluk günlerimde film izledikten sonra, sinema çıkışında John Wayne gibi yürüyenler, James Dean gibi bakış atanlar, Humprey Bogart gibi sigara içenler az değildi.

İzmir sinemaları arasında Renkli, Şan, Konak, Kervan ve Ülkü sinemaları sayılabilir. Ama benim en iyi bildiğim ve tiyatro turnelerinde, sahnesinde oyun oynadığımız sinema Elhamra Sineması. Sinema olmaktan çok, bizim için tiyatro salonuydu. Ankara Sanat Tiyatrosu olarak İzmir’e geldiğimizde bu salonda oynardık. Ana oyununu otuz gün boyunca aralıksız matine suare olarak oynamıştık. Hem de kapalı gişe. Sahnenin arka sokağa açılan kapısını açar, sahne sırasını beklerken sokakta otururduk. İzmir Sinemalarını en iyi yazan dostum Oğuz Makal hocadır. “Tarih İçinde İzmir Sinemaları” kitabı GÜSEV Yayınlarından çıkmıştı. İstanbul sinemaları da elbette bu konuda çok değerli eserleri bulunan Atilla Dorsay’dan sorulur.

KAMELYA MI KAMERİYE Mİ?

Yıllar evvel Milliyet Gazetesi’nde, gazetenin Atina temsilciliğini de yapan tanınmış bir muhabirin imzasıyla bir haber çıkmıştı. Habere göre, 30 Ağustos Zafer Bayramı akşamı verilen bir resepsiyonda üst düzey komutanlar bir aradaydı ve hararetli bir sohbet sürüyordu. Anımsayabildiğim kadarıyla haberin başlığı da şöyleydi: “Komutanlar kamelyanın altında toplandılar”. Bu başlık o dönemde epeyce eleştiri almış ve mizah konusu olmuştu: Nasıl olur da onca komutan, ağaç bile sayılmayan, ancak ağaççık olarak nitelenebilecek bir bitki olan kamelyanın altına sığardı? Aradan yıllar geçti ama yapılan bu yanlışlık giderek yaygınlaştı. Nasıl oldu da, kameriye kamelyaya dönüştü, anlamak gerçekten zor. Fotoğraflarda da görülebileceği gibi kamelya, hepi topu 1.5 metre boyunda. Alman bitkibilimci Josef Kamel”in adını verdiği, Asya kökenli, yüzlerce çeşidi bulunan, kırmızı, beyaz ve........

© 9 Eylül Gazetesi