menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Grönland’ı Danimarka’dan isteyen ABD, bugünkü topraklarının yüzde 40’ına satın alarak sahip olmuştu

16 2
18.01.2026

Ben bir süredir, Trump’ın söylediği her şeyin ciddi olduğundan şüphe ediyordum. Venezuela operasyonundan sonra kesin emin oldum. Bir şeyi diline dolamışsa o konuda mutlaka sonuç almak isteyen biri. Takıntılı bir ruh hali var… Kim ne derse desin, önüne hangi engeller çıkarsa çıksın, vaz geçmiyor, unutmuyor, dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyor.

Venezuela meselesi yeni değil, başkanlığının birinci döneminde bu konuyu gündeme getirmişti Trump… Grönland meselesi de öyle ve bu aralar hemen her gün Grönland hakkında bir şeyler söylüyor. Geçen Çarşamba örneğin, “Grönland’a ulusal güvenliğimiz için ihtiyacımız var,” dedi. “Biz girmezsek Rusya girecek, Çin girecek… Ve Danimarka’nın bu konuda yapabileceği hiçbir şey yok. Ama biz her şeyi yapabiliriz.”

Dikkatimi çeken bir başka nokta da Trump ve adamlarının durmadan tarihin derinliklerinden bir şeyler bulup çıkarmaları ve bu arkeolojik buluntuları eylemlerine dayanak yapmaları. Kasım 2025’te, yani Venezuela operasyonundan kısa bir süre önce yayınladıkları “Ulusal Güvenlik Stratejisi”nde, Batı Yarıküre’de, göç, uyuşturucu ve diğer uluslararası suç örgütleri konusunda ABD ile iş birliği yapan hükümetler istediklerini belirterek, “düşmanca yabancı saldırıların olmayacağı veya önemli varlıkların yabancıların eline geçmeyeceği, kritik tedarik zincirlerinin destekleneceği ve önemli stratejik konumlara erişimimizi sürdüreceğimiz bir yarıküre istiyoruz,” diyorlardı, “Kısacası Monroe Doktrini’ni ‘Trump Farkıyla’ uygulamak istiyoruz.”

Bu paragrafı hem Venezuela’ya hem Grönland’a uygulayabilirsiniz. Buradaki yaklaşıma döneceğim. Önce şu tarih meselesine dikkatinizi çekmek istiyorum. ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde sözü edilen ve esas olarak Latin Amerika’daki Avrupa sömürgeciliğine karşı çıkan, Batı Yarıküre’de yabancı güçlerin herhangi bir müdahalesinin ABD’nin güvenliğine bir tehdit olarak görüleceğini belirten Monroe Doktrini, 1823 yılında Başkan James Monroe tarafından uygulamaya konmuştu.

Geçen hafta Trump’ın bir açıklamasında benzeri bir tarihle karşılaşana kadar 1823 yılından kalma bir doktrinin bugüne uyarlanmasını pek önemsememiştim. ABD’nin Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu’nun (ICE) silahlı ve maskeli “polis”leri, Minneapolis’te 37 yaşındaki Renee Nicol Good’u arabasının içinde öldürdükten sonra sokak gösterilerinin şiddetlenmesi üzerine Trump, Minneapolis yöneticilerini ve halkını, 1807 tarihli “İsyan Yasası”nı uygulamakla tehdit etti. Yani, “orduyu gönderirim” dedi.

Bu iki tarih, tabiri caizse, beni dürttü. Trump, açık açık, bir egemen devletin topraklarının bir kısmını satın almak istediğini, olmazsa bu toprakları zorla alacağını söylüyordu. Bunun tarihte bir karşılığı var mıydı? Vardı.

Üzerinde bugün New York şehrinin kurulu olduğu Manhattan adasının yerlilerden, 24 dolarlık incik boncuk karşılığı satın alınması efsanesinden söz etmiyorum. Amerika’nın bugünkü topraklarının @’ını oluşturan bir bölümünün Rusya, Fransa, Meksika, İspanya ve Danimarka’dan (evet Danimarka’dan) satın alınmasından söz ediyorum.

Bu satın almaların en eskisi tarihe “Lousiana Satınalımı” (Lousiana Purchase) olarak geçmiş. 1803’te Fransa’nın başında Napoleon Bonapart, ABD’nin başında Thomas Jefferson var. Amerika’nın ortasında, New Orleans’tan başlayan, güneyden kuzeye bugünkü 15 eyaleti kapsayarak (bazılarını kısmen) Kanada sınırına kadar uzanan, Mississipi nehrini ve kollarını içine alan, 2 milyon 100 bin km2’lik bir araziden söz ediyoruz. (Bu toprakların çok küçük bir kısmı sonradan Kanada sınırları içinde kalmış.) ABD, Fransa’ya o zamanın parasıyla 15 milyon dolar ödemiş ve satın alımla topraklarını iki katına çıkarmış. Anlaşmanın altında, diplomat olarak, sonradan başkan da olacak ve “Monroe Doktrini”ne adını verecek olan James Monroe’nun imzası var. Bu anlaşmayla ABD’ye devredilen topraklar bugünkü ABD’nin &’sını oluşturuyor.

Bundan 16 yıl sonra 1819’da, ABD, İspanya’dan Florida’yı “satın aldı”. Dönemin ABD Başkanı James Monroe’ydu. Adams–Onís anlaşması olarak kayıtlara geçen olayda, İspanya, Florida topraklarını ve yarımadadan batıya doğru uzanan ince bir sahil şeridini (o zamanın Batı Floridası) toplam 5 milyon İspanyol doları (bugünkü yaklaşık 102 milyon 700 bin ABD doları) karşılığında satın almıştı. Ayrıca, Teksas dahil, diğer İspanyol bölgeleri üzerinde hak talep etmemeyi taahhüt etmişti. Çok da temiz bir alım-satım yoktu ortada. ABD, Batı Florida’yı, Lousiana Satınalımı’nın bir parçası olduğu gerekçesiyle daha önce işgal etmişti; yani Florida’yı satın almadan önce, ceketini açıp belindeki silahı göstermişti.

1846’da başlayan ve ABD ordularının başkent Mexico City’e kadar ilerlemesi sonucunda 1848’de anlaşma ile sonuçlanan ABD-Meksika savaşı, “silah göstererek satın almanın” mükemmel bir örneği olarak tarihe geçti. Dönemin ABD Başkanı, genişlemeci görüşleriyle tanınan James K. Polk’du.

Meksika’nın, topraklarının yüzde 55’ini ABD’ye bıraktığı Guadalupe Hidalgo anlaşması, ABD’ne bugünkü Kaliforniya, Nevada, Utah eyaletlerinin tamamı ile........

© 10 Haber