menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Vallahi reklam değil, çok beğendim

47 0
05.09.2026

Geçenlerde sosyal medyada bir video izliyorum.

Bir kadın mutfağında kahve yapıyor.

Üzerinde günlük kıyafetler.

Kamera sanki tesadüfen oradaymış gibi.

Kahvesinden bir yudum alıyor ve diyor ki:

“Arkadaşlar, bunu gerçekten sizinle paylaşmak istedim. Normalde böyle şeyler önermem ama buna bayıldım.”

Telefonu biraz daha yaklaştırıyorum.

Çünkü artık bu cümleyi duyunca refleks gelişti.

Bir yerde küçük harflerle “iş birliği” yazıyor mu diye arıyorum.

Ekranın sol üst köşesinde.

O kadar küçük ki göz muayenesinden geçmeden fark etmeniz zor.

Eskiden reklamı anlamak çok kolaydı.

Adam televizyona çıkardı.

Yanında beyaz gömlek.

“Ben yıllardır bunu kullanıyorum.”

Biz de bunun reklam olduğunu bilirdik.

Adamın gerçekten evde çamaşır yıkayıp yıkamadığını sorgulamazdık.

Çünkü anlaşmamız açıktı.

O bize ürün satmaya çalışıyordu.

Biz de bunu biliyorduk.

Şimdi işler biraz değişti.

Reklam artık reklam gibi görünmek istemiyor.

Arkadaş tavsiyesi gibi görünmek istiyor.

Spor sonrası sohbet gibi.

Çocuğunu okula bırakan annenin küçük bir önerisi gibi.

Hatta bazen kötü çekilmiş olması bile planın bir parçası.

Çünkü fazla profesyonel görünürse reklam olduğunu anlarsınız.

Çağımızın reklamcılık başarısı biraz burada yatıyor:

Reklamı reklama benzetmemek.

Zaten Türkiye’de 1 Ağustos itibarıyla sosyal medya etkileyicilerinin ücret, ücretsiz ürün, indirim, davet veya başka bir menfaat karşılığında yaptıkları tanıtımlarda bunun reklam olduğunu açıkça belirtmeleri zorunlu hale geldi. “Reklam”, “iş birliği”, “sponsorlu içerik” veya “tanıtım” gibi ifadelerin tüketicinin anlayabileceği biçimde kullanılması gerekiyor.

Bence düzenlemenin kendisi kadar, neden böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyduğumuz daha ilginç.

Çünkü artık alışveriş yaparken yalnızca mağazaya gitmiyoruz.

Gün boyunca mağaza bizim peşimizden geliyor.

Öğlen haber sitesinde.

Gece uyumadan önce baktığınız videonun arasında.

Geçen hafta bir ayakkabıya baktınız diyelim.

Belki fiyatını merak ettiniz.

Belki yanlışlıkla bastınız.

Algoritma bunu kişisel bir ilişki başlangıcı zannediyor.

Ayakkabı ertesi gün tekrar karşınızda.

Sonra başka uygulamada.

Bir süre sonra ayakkabıyla aranızda duygusal bir bağ oluşuyor.

“Çocuk hâlâ satılmamış.”

Üçüncü gün indirim geliyor.

Beşinci gün ücretsiz kargo.

Bir hafta sonra insan kendi kendine:

“Demek ki kaderimizde varmış.”

Ama teknoloji artık bu kadar görünmez çalışıyor.

Biz ekrana bakarken o da bize bakıyor.

Hangi videoyu sonuna kadar izledik?

Hangisini hızlı geçtik?

Neyi sepete attık ama alamadık?

Modern mağazacılıkta tezgahtar peşinizden gelmiyor.

Üstelik mağazadan çıktıktan sonra da sizi bırakmıyor.

Bu nedenle yeni düzenlemelerde hedefli reklamlara ilişkin şeffaflık kuralları da var. Reklam verenlerin, bazı hedefli reklamların hangi........

© Yeniçağ