AKP 25. yılını kutlarken…
Parlamenter demokrasilerde siyasi partiler, benimsedikleri dünya görüşü çerçevesinde örgütlenip bu görüşün etrafında oluşturulacak politikaların, halkın sorunlarının çözeceği konusunda ikna edilmesini ve bunun oya dönüştürülmesini sağlayarak iktidara gelmeyi hedefler. Ancak sahip olduğu görüşleri halka anlatacak makul bir süre olmadan -ya da buna gerek duymadan- kurulur kurulmaz girdiği ilk seçimlerde tek başına iktidara gelen siyasi partiler de vardır. Türkiye’nin yakın tarihinde buna en çarpıcı örnek, kuruluşunun (20 Mayıs 1983) üzerinden henüz altı ay bile geçmeden gerçekleşen seçimlerde (6 Kasım 1983) tek başına iktidara gelen Anavatan Partisi (ANAP)’dir. Daha yakın bir örnek ise geçtiğimiz hafta kuruluşunun 25. yılını kutlayan AKP’dir. 14 Ağustos 2001’de kurulan AKP, kuruluşunun üzerinden on beş ay bile geçmeden, 3 Kasım 2002 seçimlerinde tek başına iktidar olmuştur ve yaklaşık 24 yıldır iktidarını sürdürmektedir.
Bu iki örnekte olduğu gibi, alelacele kurulup iktidara yerleşen partiler, sahip oldukları düşünceyi iktidara taşımaktan ziyade, siyaseti belirleyen toplum dışı aktörlerin (ulusal ve uluslararası sermaye örgütleri, emperyalist devletler vb.) çıkarlarını savunmak üzere iktidar olması istenen ve koşulların bunun için hazırlandığı yapılardır. Genellikle ortak bir dünya görüşüne sahip olmayan kişiler tarafından kurulan ve yönetilen bu partilerin kullandıkları popülist söylemlere karşılık iktidara geldiklerinde toplumun geniş kesimlerinin çıkarları öncelikleri olmaz. Dolayısıyla bu tür partilerin iktidarlarında “devletle toplum arasındaki gerilim” artar. Bu gerilimin yönetilebilmesi içinse demokrasi ve hukuktan uzaklaşılır.
80 öncesindeki tüm partilerin darbeciler tarafından kapatıldığı, siyasetçilerin yasaklı olduğu bir dönemde, “sözde” parlamenter sisteme geçmek amacıyla yapılan 6 Kasım seçimlerine katılan diğer partiler gibi ANAP da yeni kurulmuştu. Dört........
