‘Biz tünelin ucundaki ışığı gördük…’
Hem tekil acılarımızın hem de toplumsal acıların artık sona ermesini canı gönülden umut ediyoruz. Memleket acıyı sona erdirmede bile bir ikircikli, tereddütlü ve hatta fazlasıyla hantal
İçeriden\Hüseyin Aykol*
Suluca 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi’nde tutulan Aras Bayram, 13.07.2026 tarihinde yazdığı mektupta şöyle diyor: “10 yıldır siyasi dava sebebiyle cezaevindeyim. 31 yaşındayım, gençliğimin en güzel yılları dört duvar arasında geçti. Hakkaniyetli bir yargılama olsaydı tek gün bile cezaevinde kalmazdım. Beraat aldığım dosyadan, emniyette baskı altında alınan ifadeler sebebiyle orantısız bir cezaya maruz kaldım. Dosyadaki tüm tanıklar mahkememe katılıp ‘emniyetteki ifadeler işkence ve baskı altında zorla bize imzalatıldı’ diyerek benim aleyhime verdikleri ifadeleri kabul etmediler; bazı tanıkların emniyetteki ifadelerinin altında imzaları bile yoktu. Bunlara rağmen mahkeme heyeti kendi huzurunda ifade veren tanıkların beyanlarını dikkate almayıp emniyette baskı altında aleyhime verilen ifadeleri dikkate alarak beni 85 yıl cezaya maruz bıraktı. 2020 yılında saç derimde enfeksiyon oluşmaya başladı. Pandemi döneminde hastaneye gönderilmedim ve enfeksiyon saç derimde ceviz büyüklüğünde şişliklerin çıkmasına sebep oldu. Şişliklerin oluştuğu yerde saçım komple dökülüyor ve o kadar şiddetli bir ağrı oluyor ki kafamı yastığa koyamıyorum.
Pandemi bittikten sonra hastaneye gönderildim. Doktor ilgilenmeden sivilce ilacı olan ve çok ağır bir ilaç olan Zoretanin yazdı. Son altı yıldır bu ilaç dışında hiçbir doktor hiçbir şekilde ilgilenmiyor. Kafamda çıkan ceviz büyüklüğündeki şişlikleri sivilce ilacı ile geçiştiriyorlar. Ne bir teşhis var ne de doğru düzgün bir tedavi var. Saç derim komple enfeksiyon kapmış. Bir de Zoretanin öyle bir ilaç ki aşırı ağır; dudaklarım paramparça oluyor, yüzüm öyle bir kuruyor ki bir de bu ilacın acısını çekiyorum. Dişlerimin hepsini bu ilaç çürüttü.”
Buca Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi’nde tutulan Yücel Balyeci, 24.07.2026 tarihinde yazdığı mektupta şöyle diyor: “Hüseyin arkadaşımızın acısı dinmemişken bize emaneti olan oğlu Mehmet Direncan’ın........
