menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

‘Onlar öyle yakınlık isterler ki uzaklığa benzesin…’

65 0
22.08.2026

‘Onlar öyle yakınlık isterler ki uzaklığa benzesin…’

Kamuran Çınar’ın bir minyatürünü okumaya başladığımız önceki yazımızda ağaçtaki suretler üzerinden tevhid düşüncesiyle kurulabilecek bağın ancak bir ve çoktaki müştereklik hareketinin görülmesiyle anlamlı olacağını belirtmiştik.

Zira orada tevhid, resmin üzerine dışarıdan yapıştırılmış bir kavram değil, levhanın kuruluşunun nazarımızda meydana getirdiği düşünce hâline gelir ve çok olanın birden, bir olanın çoktan bağımsız düşünülemeyeceğini fark ederiz. Zira birlik, sûretlerin aynılaştırılması değil; farklılıkların müşterek bir kök, gövde ve hayat içinde nispet kazanmasıdır.

Bu bakışta levhadaki ağaç kadar önemli olan bir başka unsur, onun yanında kitap okuyan insandır. Okuyan kişi gövdedeki yüzlerden biri değildir; ağacın dışında yahut hemen yanında bulunur. Dahası yüzünü ağaca değil, elindeki kitaba çevirmiştir. Böylece levhada birbirinin içine geçen üç okuma meydana gelir: Figür kitabı okur; biz levhayı okuruz; levha da bizi varlığı okumaya sevk eder ve böylece kitap ile ağaç arasında doğrudan gösterilmeyen, fakat nazarda kurulan bir münasebet ortaya çıkar. Bir tarafta yazıya dönüşmüş kelâm, diğer tarafta varlığın kitaplaşmış hâli vardır. Figür kelimelere bakar, biz ağaca bakarız; her iki bakış da görünür olanın ardındaki mânâya yöneldiği ölçüde çok katlı bir okumaya dönüşür. Minyatür için söylediğimiz ‘bakılan bir resimden çok okunan bir metne benzer’ hükmü bu levhada müşahhaslaşır.

Öte yandan okuyan kişi ağacın hemen yanında olduğu hâlde onun........

© Yeni Şafak