Öğretmen mi? O kim ki?
Son yıllarda eğitimde yaptığımız üç temel hatamız var. Bunlardan biri “her il’e bir üniversite” projesi. Memlekette evet, nitelikli üniversitelerin sayısının artmasına ihtiyaç vardı ama bunca niteliksiz üniversiteye, gençlerin “istasyon”u ve “beklenti yönetimi merkezi” olarak hiç ihtiyaç yoktu. Yine de bu, bir başka yazının konusu.
Bunlardan ikincisi yine ilk bakışta “iyi” gibi görünen ama sonuçları bakımından hiç de iyi olmayan “12 yıllık kesintisiz eğitim” projesiydi. Bir eğitimcinin tespitiyle “liselerimiz açık cezaevine döndü” bu projeyle. Üzerine memleketin ihtiyaç duyduğu mavi yakalı istihdamını baltalaması, usta-çırak ilişkisi isteyen mesleklerin çıraksızlık yüzünden can çekişmesi, okuma potansiyeli olmayan çocukların okullarımızı dövüş kulübüne çevirmesi falan derken kabul edelim ki son derece başarısız oldu 12 yıllık kesintisiz eğitim yaklaşımı.
Yine de eğitimde yapılan en büyük yanlış bu değildi.
Eğitimde yapılan en büyük yanlış, Batı’nın da çoktan duvara tosladığı “very liberal” eğitim modelinin Türkiye’ye de uygulanmasıydı. Böylelikle “öğretmen ve disiplin odaklı” olan eğitim süreci önce “veli ve beklenti odaklı”, ardından da hızla “öğrenci ve hayvanlığa varan özgürlük odaklı” bir hale geldi.
Acı evet, ama elimizdeki yüzleşmemiz gereken gerçek bu.
Öğretmenin öğrencisine herhangi bir disiplin (ve genellikle eğitim de) veremediği, okuldan atılmanın mucizevi olduğu, sınıfta kalmanın kaldırıldığı, cezalandırmanın (cezalandırabilmenin) neredeyse imkânsız olduğu, tuhaf, amorf bir eğitim düzlemi var artık Türkiye’de.
Öğretmen okulda “eğitici” değil de sadece “öğretici” olarak yer aldığında oluşan boşluğu size bir öğretmenden gelen iki küçük örnekle anlatayım.
Öğrenci, tellerin üzerinden okulun halı sahasından içeri atlıyor. Bir muzırlık yapacak muhtemelen. Öğretmen yakalayıp müdahale ediyor. Öğrenci ısrarla çıkmayınca biraz iterek sahanın dışına çıkarıyor. Öğrencinin ailesi de okul idaresini “Öğretmeni okuldan atmazsanız oğlumuzu taciz etmesi gerekçesiyle mahkeme açacağız” diyerek tehdit ediyor.
Öğrenci polis çocuğu. Okulda 10 kadar öğrenciyi dövüyor. Sonuncusunda arkadaşlarını sınıfın kapısında erketeye yatırıp çocuğun ağzını burnunu kırıyor. İdare çocuğu elbette okuldan atamıyor. Üstüne bir de polis babanın nüfuz kullanımıyla olayı örtbas etmeye çabalamasına göz yummak zorunda kalıyor. Sonunda namuslu bir idareci “Ne olacaksa olsun” diyerek mücadele edip çocuğun okuldan kaydını aldırmayı başarıyor. Bu, aslında şu demek: O çocuk arkadaşlarını artık başka okulda dövüyor.
Şimdi bu gelinen vasatta herhangi bir “eğitim”in gerçekleşmesini bekleyebilir miyiz?
Öğretmenin, idarenin, koca bir sistemin elini kolunu bağlayıp delişmen ergenlerin maymunu haline gelmesini izleyerek eğitim işini düzeltebilir miyiz?
Yeniden ve yeniden hatırlatmakta fayda var. Alçak bir müdür yardımcısı öğrencilere yalan ifade verdirerek 60 küsur yaşındaki Ramazan Avuşmak hocayı içeri attırdılar mesela.
Duyuyoruz. Kız öğrenciler erkek öğretmenlerini “İstediğim notu vermezsen taciz etti diye şikâyet ederim” diyerek tehdit ediyorlar.
Duyuyoruz. Erkek öğrenciler çeteleşerek sadece diğer öğrencilere değil, mesleğini icra etmeye çalışan öğretmenlere de musallat oluyorlar.
Buradan eğitim çıkar mı?
Kahramanmaraş’taki acı tecrübe bize ders olsun. Disiplin yönetmeliği (ortaokulları da kapsayacak şekilde) güçlendirilsin. Okuldan atılmak kolaylaşsın. Sınıfta kalmak adam gibi kurallara bağlansın. Öğretmenlerimiz yeniden “kendinden çekinilmesi gereken” bir pozisyona çıkartılsın. Hele hele velilerin öğretmenlerimize terbiyesizlik yapması bütünüyle “adli bir mesele” olarak değerlendirilsin.
Basitçe söylemek gerekirse bunlar yapılsın ki nesillerimiz kurtulsun. Görülüyor ki “very liberal eğitim modeli” bitmiş durumda. Görülüyor ki “özgür gelişim” masalının sonu “hayvanlığa” gidiyor, başka bir yere değil.
Allah rızası için harekete geçme zamanıdır.
