menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sistem seni nasıl soyar

4 0
yesterday

Bir ihtiyacınız olduğunda bankaya gidiyorsunuz ve “1 milyon TL kredi alabilir miyim?” diyorsunuz. Görevli birkaç tuşa basıyor ve para hesabınıza takkadanak düşüyor! Peki kimden gelen para size verildi? Size borç veren banka mı yoksa başka bir mevduat sahibi mi? Yoksa devlet mi? Ama aslında hiçbiri değil! Çünkü o para çoğu zaman başkasının cebinden çıkmıyor… adeta yeniden basılıyor!

Ben bir mühendis olarak dakikasında proje bitiremem, bir doktor anında bir hastayı iyi edemez, bir öğretmen hemencecik bir konuyu anlatamaz öğrencisine, bir maden işçisi saniyesinde kömürü çıkaramaz madenden. Bunların tümü zaman ve emek isteyen şeyler. Üretimi hem zaman hem de emek açısından zordur, zahmetlidir, alın teri dökersiniz, helal kazanç elde edersiniz. Peki bankalar para üretirken neden bir tuşla dakikasında üretiyor? Ninja mısınız siz?

Ekonomiyi anlamak istiyorsak, önce merkez bankası da dahil olmak üzere tüm bu bankacılık sisteminin “gizli üretim sürecini” anlamak zorundayız.

İktisat fakültesinde ekonomi derslerinde öğretilen model basit: Banka mevduat toplar, sonra kredi verir. Oysa modern sistem bunun tam tersini yapıyor.

Bankalar kredi verirken aynı anda yeni para oluşturur

Bu para fiziksel değil, kaydı (dijital) bir kayıttır

Dünya parasının yüzde 90’ından fazlası da bu şekilde oluşur

İngiltere Merkez Bankası’nın 2014 raporu açıkça şunu söylüyor:

Bir banka kredi verdiğinde, aynı anda yeni bir mevduat yaratır.

Para → üretimden doğmaz

Para krediyi (borcu) doğurmaz, kredi parayı doğurur.

Bu sistem ilk olarak büyümeyi desteklemede pratik görünebilir. Ekonomiyi döndürür, yatırımı hızlandırır. Ama burada kritik bir detay var: Bu para faiziyle birlikte geri kesinlikle istenir.

FAİZLE KURULAN ÇIKILMAZ YOL

Şimdi düşünelim bir bankacılık sistemi 100 lira para bassa ve yüzde 10 faizle piyasaya ihale etse ne olur? Bu bir borç sarmalına dönecek ve işin içinde çıkılmaz bir yol olacak

Piyasada 100 birim para var

Ama toplam borç 110 birim (faiz dahil)

Peki o ekstra 10 lira nerede? Yok. Piyasadaki tüm parayı zaten sen bastın ya, nereden bulacağız o extra 10 lirayı. Şimdi burada yine bankaya gidip borç almak zorundasınız. Bu sistem borcu asla kapatamamanız üzerine kurulu. Her daim borçlu olmak zorunda birileri.

Burada kimin işine geliyor, kim kazanıyor kapatılamayan borçtan?

Tabii ki faizle borç veren sermaye sahibi kişinin işine geliyor?

Sistemi kim korumak ister elbette ekseriyeti siyonist olan bankerler.

Bu sistem sürekli kazanmaya ve genişlemeye zorlar ekonomileri, sonra o kazancı da zengin bir borç veren faiz olarak alıverir elinden.

İşte sistemin kilit noktası burada:

Faiz için yeni borç gerekir

Yeni borç için yeni para gerekir

Bu da sürekli genişleyen bir döngü oluşturur

Bu döngü ekonomiyi sürekli büyümeye zorlar.

Büyüme durursa sistem kilitlenir. Yani aslında büyüyemezsen yerler seni. Ayağındaki pranga bu sistemde.

Paranın değeri ya düşer ya iz artırılıp mevduat çekilir piyasadan ama yine aynı döngü oluşur

Enflasyon en sonunda kaçınılmaz şekilde gerçekleşir

Aslında bu, sessiz bir yeniden dağıtım yöntemidir. Vergi artırmadan, açıkça söylemeden… değer erir. Cebinizde duran paradan sessizce vergi alınır? Peki vergi alındı ama kime gitti bu para devlete mi? Hayır.

Paranın sisteme giriş sırası her şeyi belirler. Para ilk kimin eline geçerse o kazanır servet ona akar ama en son kim alırsa parayı, o kaybeder emeği, kazancı, alın teri elinden alınır. Ona gelinceye kadar fiyatlar artar enflasyon alın terini tüketir. Buna ekonomide “Cantillon Etkisi” denir. Al sana sistemsel soygun veya modern kölelik.

Onlar bu parayı fiyatlar artmadan kullanır

Para halka ulaştığında:

Fiyatlar yükselmiştir

Yani: Paraya ilk ulaşan kazanır, son ulaşan kaybeder.

Ben bu durumu papaz kimde oyununa benzetiyorum, bilenler bilir bu oyunu, oyun oynanır papaz en son birinin elinde kalır ve o kaybeder. Veya maraton koşusu gibi ilk ulaşmak için sporcu olup koşmalı ve ilk anda yakalamalıyız o parayı.

Bu durumun sonuçları:

Üst yüzde 1 servetin büyük kısmını toplar

Alt kesim giderek daha fazla çalışır ama daha az alır

Aynı maaşla daha az ürün alınır

Bankalar daha enflasyon olmadan kendi sisteminin sorunu nedeni ile enflasyon olmadan kazanırken sıradan halk parayı eline alıncaya kadar parası ezilir.

Geçenlerde yaşamadık mı?

Asgari ücrete zam gelmeden kiralara zam gelmedi mi?

Memura zam gelmeden markete zam gelmedi mi?

Emekliye zam gelmeden elektriğe, doğalgaza, suya zam gelmedi mi?

İlla zam gelecekse sırayı değiştirelim ilk kez bu sefer de memura, işçiye, emekliye zam yapılsın sonra diğerlerine zam yapın. Ama olmaz hükümetin yanlış politikaları var elbette ama en önemli sorun sistemin kendisinde.

EZİLMEMENİN YOLLARI VAR MI?

Bugüne kadar hep devlet yöneticilerine, sistemi tasarlayanlara ve büyük şirketlere önerilerde bulunduk. Bu kez de halka önerilerde bulunalım. Buraya kadar tablo net, bu sistem sorunlu ama işliyor. Ve değiştirmek şimdilik kolay değil.

Parayı elde tutmak yerine değere yönelmek, yatırım kararlarınızı düşünmek

Uzun vadeli üretken yatırımlara ortak olmak

Borcu bilinçli kullanmak

Enflasyonu düşman olarak değil, okunması gereken bir veri olarak görmek

Sistemi değiştiremiyorsanız onu çözüp ayak uydurun ve emeğinizi ezdirmeyin.

Ekonomi; Ahlak, denge ve adaletle birleşmediğinde güç birkaç elde toplanır.

Ve unutmayalım ki adil bir düzen elbette mümkündür. Ama önce mevcut düzeni doğru teşhis etmek ve bu sistemin adeta kurdu olmak gerekir.

Dengeyi gören kazanır, kör kalan kaybeder,

Hakikati bilen yükselir, gaflet eden tükenir.

Hakikate yakın, yalana beri kalın, hoşça kalın.


© Yeni Ankara