Dijital dalgada pusulamız var mı?
İnsan, binlerce yıl boyunca kendisinden daha güçlü varlıklardan korktu.
Yırtıcı hayvanlardan, salgınlardan, sellerden…
Şimdi kendi ürettiği sistemlerin gücünü nasıl yöneteceğini tartışıyor.
Aklımızın eseri olan bir teknoloji, günün birinde aklımızın yetişemediği sonuçlar doğurabilir mi?
Bu soruyu bilim kurgu sayıp geçmeden önce, cebimizdeki telefona bir daha bakalım.
Bir zamanlar uzak bir şehirdeki yakınımızdan haber almak için günlerce beklerdik. Şimdi dünyanın öbür ucuyla görüntülü konuşurken birkaç saniyelik kesintiye tahammül edemiyoruz.
Olağanüstü olan, hayatımıza girince sıradanlaşıyor.
Teknoloji ilerlerken yalnızca araçlarımızı değiştirmiyor; beklentilerimizi, sabrımızı, ilişkilerimizi de yeniden biçimlendiriyor.
Üstelik çoğu zaman bu değişimi yaşarken fark etmiyoruz.
Bir gün dönüp bakıyoruz: Alışverişimiz, işimiz, sohbetimiz, hatta yalnızlığımız bile başka bir şekil almış.
Teknolojinin yayılmasında dikkat çekici bir düzen var.
Önce az kişinin ulaşabildiği bir yenilik ortaya çıkıyor. Zamanla ucuzluyor, kullanımı kolaylaşıyor, yaygınlaşıyor. Ardından hayatın içine öylesine yerleşiyor ki onsuz yaşamayı düşünmek zorlaşıyor.
Elektrikte, telefonda, bilgisayarda bunu gördük.
Şimdi yapay zekâ ve sentetik biyolojiyle daha derin bir dönüşümün eşiğindeyiz.
Yapay zekâ, insanın zihinsel emeğiyle yaptığı pek çok işe uzanıyor. Sentetik biyoloji ise canlı sistemleri anlama, değiştirme ve tasarlama imkânlarını genişletiyor.
Böylece değişim ekranla sınırlı kalmıyor; üretime, sağlığa, gıdaya ve hayatın biyolojik temellerine kadar........
