|
Mehmet Kabakçıİnsaniyet |
tembel bir sonbaharı bekler pencereler kuşlar ki istemeden düşürüverirler yüreklerini ağaç dallarından ödünç sevgiler ve ihanetler...
kabilemi yitirdim göçüp gitmişler beni bir ağaç altında bırakıp ki köksüz bir ağaç bu üstelik insanlar asılı dallarında bilmiyorum...
şehirleri tutuşturan gökyüzünü siyaha boyayan kalemleri kırılmış suçlu bir çocuğum galip gelmişim bütün düellolarda yine de...
caddelerimizi otlar kaplayacak ve çatılarımıza kuşlar yuva kuracak ıssızlığın savaşıp galip geldiği sokaklar kaybedecek tüm...
sen durdun diye durmaz hiçbir şey akıp gider bu sokak bu cadde bu şehir kaldırımların ruhu incinirken tel örgülü bir çite takılır gibi...
bir ateş geçer içimizden kor kalır kül olmaz asla sonra gider herkes bir ben kalırım bana sen pencere kenarlarında yoksun yine de...
koptu gemileri zapt eden halatlar kaç gemi yitip gider kaç gemi limanını kaybeder bir fotoğraf milyarlarca görüntümden durdurulmuş bir an...
saklı olanı sever insan aşikârdan kaçarken heyhat ben onu yine de tanıdım Edoardo kralın soytarılarından en korkağıydı boyamayı severdi...
kirlenmiş kağıtlar çekmecelerde sürünürken bir şüphe ormanında kaybolurken kalmak keskin bir bıçak üzerinde yürümek olurken...
bütün cephelerde yenileceğiz ve bağlayacaklar ellerimizi dillerimiz çoktan susmuş zaten susuz azıksız kalacağız harabelere dönmüş bir...
içimde birbirine saldıran onlarca his yine de mazbut ve temkinli adımlarım tek bir ses hariç tüm seslere kapalı kulaklarım zira biliyorum...