Dilimize vuranlar
Hukuk, adalet, adliye
İki ay kadar önce Adalet Bakanı Yılmaz Tunç görevden alınıp yerine eski İst. Başsavcısı Akın Gürlek atanınca, her fırsatta dilin yüzey yapısına kaçan dikkatim, “hukuk, adalet, adliye” gibi sözcüklerin birbirine karıştırıldığı örneklere daha sık takılmaya başladı. Belki de bu sözcüklerin hatalı hatasız her tür kullanımı gitgide ağırlaşan bir gerçekliği temsil ettiğindendir.
Aslına bakılırsa “hukuk” bizim gelmiş geçmiş hemen tüm anayasalarımızda devletin temel tanımlayıcısı olmuştur: “Türkiye Cumhuriyeti ... bir hukuk devletidir.” Burada üç noktayla işaret ettiğim üç sıfat, yani “laik, demokratik, sosyal” sıfatları, “hukuk devleti”nin nitelikleridir.
Gelgelelim bu temel, zaman içinde her zaman stratejik referansı olan “evrensel hukuk” yönünde geliştirilip sağlamlaştırılmak yerine her fırsatta iktidarların lehine zayıflatıldı ve bugün neredeyse Trump ABD’sine paralel olarak yok edilmeye, yerini keyfî kararlara bırakmaya yüz tuttu. Oysa sözcük, “hukuk” sözcüğü, hâlâ kullanılıyor, evrensel olan ile olmayan artık neredeyse hiç ayırt edilmeksizin.
Kavramın bu durumu bir kaypaklaşmaya, anlam bunalımını aşıp bulanıklığa varıyor, gitgide daha itici, bazen de tiksindirici bir hal alıyor, tıpkı sanayi atıklarının karıştığı akarsular gibi. Tiksindirici, çünkü bu durumun kaynağında yalnızca bilmezlik değil, fütursuz ve kurnaz bir çıkarcılık yatıyor.
Maliye, Askeriye, Mülkiye, Sıhhiye, Dahiliye, Hariciye, Harbiye, Adliye...
Bunlar devlet örgütünün Osmanlı’da oluşmuş başlıca tarihsel bölümleri, yani teşkilat ve disiplinleri. Terim olarak hepsi de bugün az çok kullanılıyor ama,........
