Nisanlar da Galatasaray’ın
Galatasaray için artık o meşhur "Mayıslar Bizimdir" mottosunu bir kenara bırakıp, takvimi bir ay geriye çekme vakti geldi. Zira sarı-kırmızılılar için şampiyonluk şarkıları artık Nisan meltemleriyle bestelenmeye başladı. Bahar henüz tam anlamıyla yüzünü göstermemişken, Galatasaray bu kez dördüncü şampiyonluk yolundaki o görkemli zaferine bir Nisan akşamında kucak açtı. Belki de bu erken gelen zafer, sadece bir takvim değişikliği değil, rakiplerine karşı kurulan o psikolojik hegemonyanın "bahar temizliği" kıvamındaki tezahürüdür.
Maç başladığında sahada ne yaptığını bilmez bir görüntü çizen Galatasaray, 13 dakikalık o derin uykusundan Talisca’nın ayağından kaçan penaltıyla, adeta bir şok cihazı etkisiyle uyandı. O an itibarıyla "ayarların" fabrika ayarlarına, yani kulübün genetiğinde olan o derbi karakterine dönüşüne şahitlik ettik. Oyunun kontrolünü eline alan sarı-kırmızılılar, maçı sadece bir skorla değil, 3 gollü bir derbi resitaliyle sezonun final perdesine dönüştürdü.
Eski Türk filmlerinin o sararmış ama ruhu olan afişlerinde görmeye alıştığımız o meşhur ifadeyi hatırlayalım: "Aşk, İhtiras ve İhanet... Hepsi bir arada!" Yeşilçam’ın o dramatik kurgusu, bu akşam yeşil sahada ete kemiğe büründü. Seyirciyi koltuğuna çivileyen, içinde her türlü duyguyu barındıran, senaryosu ustalıkla yazılmış ama başrol oyuncularının doğaçlamalarıyla devleşen bir doksan dakikaydı bu.
Osimhen’in her geçen gün katlanarak büyüyen Galatasaray aşkı, Okan Buruk’un dördüncü şampiyonluk kupasını müzeye kaldırma konusundaki bitmek bilmeyen ihtirası ve Ederson’un kalesinde adeta Fenerbahçe’nin kaderine vurduğu o talihsiz "ihanet" darbesi... Bu üçgen, derbinin tüm hikayesini özetlemeye yetiyordu aslında.
Osimhen, bu sezona bir kez daha mühür vuran adam oldu. Bazı forvetler golü koklar, o ise adeta hissediyor. 40.........
