DEM Parti’nin “çerçeve yasa” rahatsızlığı ve İmralı’da yaşananlar: Yasa çıkarsa Öcalan yeni yerine geçecek
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP Sözcüsü Ömer Çelik’ten ardı ardına gelen mesajlar, kulis haberler, AKP’den gelen bilgiler, adına “çözüm” denilmeyen süreç için kritik önemdeki çerçeve yasa çalışmasının önümüzdeki hafta TBMM’ye gönderilebileceğini gösteriyor.
NATO Zirvesi geride kalır kalmaz, iktidara yakın medyada da bu yönde haberler çıktı. DEM Parti’ye taslak metnin önümüzdeki hafta gönderileceğine yönelik haberlerin zamanlaması da elbette açıklamalara paralel.
Ancak bu noktada DEM Parti’nin bu kadar kritik önemdeki bir çalışma konusunda bugüne kadar hiç bilgi alamadığını, içeriğinden tamamen habersiz olduğunu söylemekte yarar var. Oysa DEM Partililer, yasanın içeriği konusunda tedirginlik yaşıyor. Zira yasanın kapsamı, önerileri, kapsadığı ya da kapsamadıkları süreç açısından büyük önem taşıyor.
DEM Parti heyeti ile buluşma
DEM Parti’de, DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, DEM Parti Milletvekili Saruhan Oluç ve DEM Parti STK Komisyon üyesi Sultan Özcan’dan oluşan heyet, Ankara’da süreçte yaşananları konuşmak, eleştiri ve görüşleri dinlemek için bir grup gazeteci ile bir araya geldi.
Sohbet ortamında geçen görüşmede gazeteciler süreçle merak edilen hemen her soruyu heyete yönelttiler. Sorular özellikle çıkartılacak yasaya odaklıydı ancak görüldü ki hazırlanan taslakla ilgili olarak DEM Parti’nin de İmralı’nın da Kandil’in de şu ana kadar herhangi bir bilgisi yok. DEM Parti’nin görüşleri not edilmiş ancak bugüne kadar herhangi bir dönüş olmamış. Görüşmedeki önemli açıklamalardan biri İmralı’da yakalandığı günden bu yana cezaevinde tutulan Abdullah Öcalan’ın yasa çıktıktan sonra inşa edilen yeni bir alanda çalışacağına yönelik sözlerdi. Adalet Bakanlığı, bu bilgiyi daha önce yalanladı ancak DEM Partililer, kesin bir dille bu bilgiyi veriyor.
24 Mayıs’tan bu yana İmralı ile temas yok
DEM Parti heyeti, ilk olarak 24 Mayıs’tan bu yana İmralı’daki Abdullah Öcalan’la herhangi bir biçimde kendilerinin, ailesinin ve avukatlarının bir temasının olmadığını açıklayarak söze başladı.
Avukatların haftalık yaptığı başvurulara olumsuz yanıt verildiğini, bu konuda bir bilgi alamadıklarını da söyledi. Tam da yasal adımların atılmasının beklendiği bir aşamada daha önce periyodik yapılabilen görüşmelerin bu kadar uzun bir süre kesintiye uğraması ilginç elbette. DEM Partililerin ve avukatların bunun nedeni konusunda da bir bilgisi yok
Öcalan dışında kim sağlayabilirdi?
Hemen bu noktada, Öcalan’la görüşülememesinin anlamı üzerinde de durdular. Herhangi bir çözüm masasında DEM Parti’nin bulunmamasının düşünülemeyeceğini, Öcalan’ın da silahsızlanma ve barış konusunda bir şans olduğuna işaret ettiler. Bunu da “AKP ile işbirliği iddiasını ortaya atarak Öcalan’ı da öcüleştiren bir kesim var. Böyle resmetmeye yönelik bir akıl var. Bu bilerek yapılıyor. Öcalan şans zira kendisi dışında kimsenin silah bırakmayı sağlayacak, fesih kararı almayı sağlayacak bir durumu yok. Geçmişte başka aktörler, başka yöntemler denendi ama hiçbir sonuç vermedi. Bunu iyi değerlendirmek gerekiyor” ifadeleriyle gerekçelendirdiler.
“Bahçeli’nin çağrısından önce Öcalan’la temas olmadı”
DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, toplantının başında sürecin nasıl başladığını anımsattı, bu konudaki spekülasyonlara açıklık getirdi.
Bahçeli’nin 2024’te, yasama yılının başında DEM Partililer’in elini sıkması, ardından Öcalan’a yönelik çağrı yapması sonrasında süreç başlamış, bu çağrıdan önce devlet yetkilileri ile Öcalan arasında görüşmeler yapıldığı iddiaları ortaya atılmıştı.
Temel, “Bu doğru değil. Öcalan’da elbette barış konusunda bir duygu vardı. Ancak devlet yetkilileriyle yapılmış bir görüşme, anlaşma söz konusu değildi. Öcalan, bu çağrıyı vesile yaptı. Zaten 2019’da çatışma ortamını bir haftada durdurabileceği açıklamasını yapmıştı. Yine bu kararlılığını yineledi. Biz heyet olarak kendisine sorduk ve öncesinde hiçbir görüşme yapmadığını kendisi söyledi” dedi.
“Suriye’de Kürtler de bir seçenekti”
Temel, Bahçeli’nin çağrısı ve zamanlaması konusunu da şöyle değerlendirdi:
“Bahçeli’nin zamanlamasına Ortadoğu ve Suriye özgünlüğünde bakmak lazım. Birkaç ay öncesinde yabancılardan, diplomatlardan, ABD, İngiltere, Fransa kaynaklarından Suriye’de Esad rejiminin artık gideceği, yılın sonuna doğru değişeceği kesin olarak konuşuluyordu. Bir konsensüs vardı. Ama yerine kimin geleceği konusunda bir konsensüs yoktu. Şara, seçeneklerden biriydi. YPG yönetimi de Kürtler de seçeneklerden biriydi. Bunun yanında İsrail’in, Gazze, İran, Hamas planları söz konusuydu. Bu problemin çözülmemesi durumunda böyle bir ortamda Türkiye’nin zorlanacağı gibi bir düşünce oluştuğunu sanıyoruz. Bahçeli aslında bunun sözcüsü oldu. İktidarın içinde bulunduğu koşullar, görece zayıflaması da etkili oldu elbette.”
"27 Şubat çağrısı bir yanıttı"
Temel, Öcalan’ın silah bırakmaya ve örgütün feshine yönelik 27 Şubat 2025’te yaptığı çağrının Bahçeli’nin çağrısına en radikal ve net yanıt olduğunu söyledi. Temel, “Öcalan, PKK’nın artık sonunun gelmesi gerektiğini zaten söylemişti. Daha önce de 2000’lı yılların başında KADEK kurularak PKK sonlandırılmıştı. Ama o dönem Osman Öcalan’ın da yer aldığı kullanılan bazı gruplardan sonra tekrar geriye dönüldü. ABD’nin bölgeye yerleşmesi ve bu grupları kullanması söz konusu oldu” dedi.
“PKK, Kürtler’e karşı kullanılan bir sopaya dönüştü”
Temel, PKK’nın dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir hak talebinde bulunan Kürtler’e karşı kullanılan bir sopaya........
