menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Onur Ünsal: Anladık ki yoksulluk, işçilik, LGBT problemleri, o heteronormatif erkek şiddeti dünyanın her yerinde aynı

9 0
01.03.2026

Onur Ünsal, Fransa’nın en başarılı yazarlarından biri olan Edouard Louis’nin külliyatından “Babamı Kim Öldürdü?” ve “Bir Kadının Kavga ve Dönüşümleri”ni sahneliyor Moda Sahnesi’nde. “Uyarlıyor” demiyorum çünkü Kemal Aydoğan rejisi ve Ayberk Erkay çevirisiyle seyirciyle buluşan oyunlarda, Ünsal, neredeyse harfiyen Louis’nin kitaplarındaki karakterlere can veriyor. Altıncı sezonuna giren, Edouard Louis’nin babasıyla, dünyayla, kendiyle hesaplaşmasının bir manifestosu olan “Babamı Kim Öldürdü?” ve geçtiğimiz yıl oynanmaya başlayan, Louis’nin, tüm ezilenlerin ve ötekileştirilenlerin meramını bu kez annesi üzerinden anlattığı “Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri”ni sahnede kendi hikâyesiymişçesine anlatarak zihnimize okkalı bir çivi çakan Onur Ünsal’la, Louis’nin eserlerinin tiyatroya dönüşmesinden muhabbete girdik, ondan aldığımız referanslarla derinlere daldık, huzursuzlandık, öfkelendik, uyuz olduk… Elde avuçtaki az buçuk umutla, Onur Ünsal, iki saat sonra başlayacak oyunun provasına döndü, ben de Bad Company plağı aramak için Kadıköy sokaklarına daldım. Edouard Louis’nin dediği gibi, “Hayat işte…”

Burak Soyer ve Onur Ünsal

- Bildiğim kadarıyla Edouard Louis’yle sizi, sizin ekipten Ahsen Özercan tanıştırmış. 10 sayfalık bir çeviriyi önce oyunun yönetmeni Kemal Aydoğan, sonra sen okuyorsun… 

Aynen öyle. Ayberk Erkay giriyor o sırada devreye. Ayberk Erkay'dan kaba çeviri istiyoruz. “Babamı Kim Öldürdü?”nün çevirisi geliyor. Onu çalışmaya başlıyoruz. Kitabın hiç çevirisi yok. İlk olarak “Babamı Kim Öldürdü?”nün kaba çevirisiyle tanışıyorum ben. Ardından yaz giriyor araya. O yaz gidiyorum abi Google'dan ilk kitabını buluyorum. Sonra onu okuyorum.

- Onu soracaktım. Önceki kitaplarını okumuş muydun?

Google'dan buluyorum onun ilk kitabının PDF'ini. Onu okuyorum. Çevirisi yok. Onu okuyup, onu anlatıyorum Kemal Abi’ye, Memel Abi’ye. Sonra Ayberk, “Babamı Kim Öldürdü?” bitince diğerlerini de çıkarıyor. Sonra bütün külliyatı çıkıyor zaten. Hepsini okuyoruz.

- Onda seni çeken ne oldu?

Hangisinde?

- “Babamı Kim Öldürdü?” Daha doğrusu Edouard Louis'de diyeyim.

İlk okuduğumda bir çırpıda bitirmiş olmak.

- Oyuncu gözüyle mi baktın, okur gözüyle mi?

Okur gözüyle okudum. Çünkü o sırada şöyle bir şey oluyordu. Kemal Abi bana 5-10 tane metin göndermişti ya işte bunlardan bir bak sen de ayıklayalım diye. Ben o 5-10 metin arasında bir sürü yerli yabancı bir sürü şey okudum. Edouard’da “Abi bu ne?” olmuştum. En kısa ve en hızlı bitendi. Acayip bir şeymiş. Okurken çok hoşuma gitti. Kemal Abi, “Benim de,” dedi. Sonra Edouard'a baktık, Fransa'yı yakmaya başlayan bir çocuk olduğunu öğrendik. Dedi ki iyi tamam biz de boş düşünmemişiz. Doğruymuş yani. Covid'’di zaten o sıra. Ondan sonra güzel denk düştü. Hemen yapmaya karar verdik. Ayberk de biz prova yaparken 10-15 kere çeviriyi revize ederek getirdi. Ve hemen koyulduk.

- Oyunda “anlatıcı” olarak geçiyor ama biz Edouard Louis olduğunu biliyoruz. Fikir oluştuktan sonra karakteri Edouard Louis olarak mı çıkarmayı mı düşündün? 

Bu güzel bir soru. Ben bunu Kemal Abi’ye sordum. Hâlâ da konuştuğumuz bir şey bu arada. Yüzde yüz netleşmiş değiliz. Ama kabaca şöyle düşündük. Bunu sonra Edouard’la da konuştum. Ben heteroyum, işçi sınıfından gelmiyorum. Dolayısıyla anlattığı hikâye bana, benim hikâyeme benzemiyor. Ama bu metin sana şöyle bir şey söylüyor: Ben oyunculukla, edebiyatla falan pek ilgilenmiyorum. Ben bu konunun konuşulması gerektiğiyle ilgileniyorum. Daha aktivist bir yerden. Biz de bunun karşılığını şöyle düşündük. Yani sahnede bir şov yapmaya kalkmayalım dedik.

- Ki ona çok müsait. Manipüle etmeye, ajite etmeye, hadi bizim ağızla söyleyeyim, arabeskleştirmeye…

Çok müsait. Ben de Kemal Abi’ye dedim ki; ben burada eşcinsel taklidi mi yapacağım? Oyunculuk mu yapacağım? Ya da bu hikâyeyi mi anlatacağız? Ne yapacağız yani? Tabii ki şu var: Aşırı hetero erkek tavırlardan kaçacağız. Tamam. Çünkü metin de buradan kaçıyor. Bir, öyle bir taklit var mı? Yani bir tipolojiye mi sokuyorsun? O zaman öyle çalışman gerekiyor. İkincisi, bu şova gerek var mı? Yani sen bunu sen olarak anlattığında biz bunu almayacak mıyız? Alıyoruz gene. Biz Moda Sahnesi’nde oyunları hep şöyle düşünüyoruz: Abi sen Danimarka prensi falan değilsin. Anladın mı? Kendini de öyle zannetme. Ama şusun: Danimarka prensliği ya da prens olmak işte kavramsal olarak ne ifade ediyorsa, bunu yansıtan Modalı Onur’sun sen. Bu ikili bir perspektif. Bunu pek kaybetmeyelim demiştik. Burada da bu perspektif benim çok hoşuma gitti. Dedim ki şimdi oyundan çıkıp da eşcinsel taklidi -varsa öyle bir şey- iyi yaptı, kötü yaptı konuşulması bizim işimize gelmiyor abi. Edouard'ın da işine gelmiyor.

- Asıl meselenin dışına çıkıyor.

Evet, konunun dışına çıkıyor. Kişisel bir şova giriyor. Bu şovu ışıkçı da yapabilir, dekor da yapabilir, yönetmen de yapabilir. Bu şova kalkıyor muyuz, kalkmıyor muyuz? Kalkmıyoruz dedik. Biz Edouard'ın aktivizminden gideceğiz. Sonra hatta şöyle sorular oldu. Bir hetero erkek olarak, hetero erkek oyunu yönetti, bir hetero erkek oyunu oynuyor. Siz niye yapıyorsunuz bunu? Evet, hâlâ soruluyor olması saçma. Ben bunu Edouard'a da sordum geldiğinde. Dedim ki, “Seni rahatsız ediyor mu böyle bir şey? Bu sizin hikâyeniz değil ki diyor musun?” O da dedi ki, “Tam tersi!” Onun hikâyesini, onun gibi olan insanlar anlatıyor olsa, o ve onun gibiler izleyecek ve benim aktivizmim yine boşa çıkacak. “Benim zaten bu hikâyelerin duyulması için, hiç duymayan insanların, bu konuyla ilgili hiç fikri olmayan insanların görmesi için başka insanlara ihtiyacım var,” diyor. “Bu benim başarım olur,” diyor ve şöyle ekliyor: “Bir hetero erkeğin alıp da bu sorunu üstlenip sahneye taşıması ve bunu, atıyorum burjuvaysa kendi burjuva seyircisine göstermesi. Daha kıymetli benim için. Bu benim başarım oluyor.”

- Hürriyet’ten Ece Altıkulaç’a verdiğin röportajda, “‘Babamı Kim Öldürdü’ de Édouard Louis’nin aynı adlı eserinden uyarlanmıştı. Neden aynı yazarın hikâyesini seçtiniz?” sorusunu, “Tekrar hissedebileceğimiz acıları yeniden üretiyor. Bu, beni ve yönetmenimiz Kemal Aydoğan’ı oyuna bağladı. Yazar........

© T24