menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Atlas Vazgeçti'den T24'e: İnsan kendi dünyasını nereye kurabilir?

37 0
07.10.2026

“Gerçeğe bağlılık, ahlakın ayırt edici özelliğidir; düşünme sorumluluğunu üstlenen bir insanın gösterdiği bağlılıktan daha büyük, daha soylu, daha kahramanca bir bağlılık yoktur.”

— Ayn Rand, Atlas Vazgeçti

Geçtiğimiz hafta, 7 yıldır köşe yazarı olduğum T24'ün internet sitesine ve sosyal medya hesaplarına Türkiye'den erişim engellendi. Türkiye’de bugüne kadar herhalde yüzlerce haber sitesine ve alan adına erişim engeli getirilmiştir. Hepsine de üzülmüş, haber alma özgürlüğüne indirilen bir darbe olarak görmüşümdür. Ancak insanın yazarı olduğu medya aynı muameleye maruz kaldığında, duygusu üzülmenin ötesine geçiyormuş. Haberi aldığımda kendi küçük dünyamda boğulduğumu hissediyorum. 

Başta Doğan Akın olmak üzere, çalışanlar ve yazarlar sadece doğru haberi aktarma amacıyla ve idealiyle kısıtlı imkânlarla mücadele verirken, tüm bu emeklerin hiçe sayılması, takdir görmesi gerekirken cezalandırılması ağrıma gidiyor. En çok da yavaş yavaş ve fark etmeden her alanda özgürlükleri kısıtlanan halkın, haber alma özgürlüğünün elinden alınması...

Yaptığı işi tartışmaya aç, itibarsızlaştır, yeni yasa yarat, cezalandır, kontrolü eline al

Aklıma 25 yıl önce okuduğum Ayn Rand’ın üç ciltlik Atlas Vazgeçti romanı geliyor. Kitapları toparlamak için gittiğim Vancouver’daki evimin tozlu raflarından indiriyorum. 1957'de yayımlanan Atlas Vazgeçti romanında Rand, giderek baskıcı ve üretken insanları cezalandıran, işlerini elinden alan, onları biat etmeye zorlayan hayali bir Amerika anlatır. Kitapta üretken insanları susturmanın yolu, onları doğrudan hapse atmak değildir; önce yaptıkları işin değerini tartışmaya açarlar, sonra onları itibarsızlaştırırlar, ardından yeni yasalar yürürlüğe girer ve değişen yasalara göre hedefteki insanlara ve kurumlara dava açılır ve devlet kontrolü eline alır.

Atlas omuz silkerek, sistemin yükünü taşımaktan vazgeçer

Zamanla toplumun bilim insanları, sanatçıları, sanayicileri, mühendisleri, mimarları birer birer ortadan kaybolmaya başlar. Sonunda John Galt'ın önderliğinde, dağların arasında saklı bir vadide, Galt's Gulch adı verilen gizli bir topluluk kurdukları anlaşılır. Ortada ne devrim vardır, ne de sokak protestoları… Sadece Atlas omuzlarını silkerek, sistemin yükünü taşımaktan sessizce vazgeçmiş, düşünen, üreten, yaratan ve çalışan insanlar “Artık yeter!” diyerek geri çekilmiştir. Başarının suç, yeteneğin tehdit ve dürüstlüğün ceza nedeni haline getirildiği sistem, kendi çöküşünü kendi elleriyle hazırlamıştır.

T24'ün erişime engellenmesini ve gazetecilerin yaptıkları haberler nedeniyle mahkemelerde hesap verdiklerini, şarkıcıların dansları nedeniyle sorgulandıklarını, seçilmiş belediye başkanlarının ya tutuklandıklarını ya da iktidar partisine geçtiğini düşündükçe, kitabın bazı bölümleri ve karakterleri aklıma geliyor. 

Wyatt’ın meşalesi, başkalarının emeği üzerinden geçinenlere bir yanıttır

Ellis Wyatt, Colorado’da petrol çıkaran başarılı bir girişimcidir. Wyatt'ın petrol sahaları o kadar verimlidir ki, devletin giderek ağırlaşan yasal düzenlemelerine rağmen üretebilmeye devam eder. Fakat, hükümetin talepleri bitmez. Wyatt taviz vermek istemez, özgürlüğünü ve kontrolü kaybetmemek adına sistemden çekilmeye karar verir. Ortadan kaybolurken petrol sahalarını ateşe verir ve geride “Wyatt’s Torch, Wyatt’ın Meşalesi” diye anılan alevleri bırakır. Bu bölüm, Atlas Vazgeçti'de Atlas’ın omuz silkmeye başladığı ilk anlardan biridir.  Wyatt’ın sönmeyen meşalesi, devlet elitlerinin ve yağmacıların başkalarının emeği üzerinden geçinme çabalarına karşı verilmiş radikal bir yanıt; bireyin kendi yarattığı değeri sisteme yem etmektense yok etmeyi seçtiğinin somut bir kanıtıdır. Roman boyunca karanlığın ortasında parıldayan bu meşale, akıl ve yeteneğin olmadığı yerde fiziksel kaynakların kontrol edilemez bir yıkıma dönüşeceğini gösteren distopik bir uyarı niteliği taşır, aynı zamanda Galt Vadisi’nde saklanan özgür beyinler için hürriyetin, direnişin ve yeniden doğuşun sönmeyen bir feneridir.

Üreten, düşünen ve yaratan insan geri çekildiğinde ne olur?

Wyatt’ın aniden ortadan kayboluşu, dış dünyada büyük bir şaşkınlık yaratır; zira sistemin çarklarını döndüren petrolün bir anda neden ve nasıl yok olduğunu kimse tam olarak kavrayamaz. Hükümet yetkilileri ve bürokratlar, el koydukları tesislerde üretimi geleneksel yöntemlerle sürdürmeye, çarkları zorla da olsa döndürmeye çalışırlar. Ancak Wyatt’ın dehası, teknik bilgisi ve yaratıcı becerisi olmadan o petrolün yeryüzüne çıkarılamayacağını çok geçmeden anlarlar. Bu noktada Rand’ın o sarsıcı sorusu tüm çıplaklığıyla karşımıza çıkar: Üreten, düşünen ve yaratan insan sistemden elini eteğini çektiğinde; onun inşa ettiği dünyanın kendi kendine ayakta kalabileceğini mi sanıyorsunuz?

Ekonomik denge, verimsiz üreticilerin ayakta kalmaya devam etmesi

Sonra Hank Rearden var. Rearden bir sanayici, çelik üreticisi ve romanın en önemli karakterlerinden biri. Geliştirdiği Rearden Metal, geleneksel çelikten daha hafif ve daha dayanıklı, dolayısıyla çok daha verimli bir malzeme. Rearden Metal’in satışları arttıkça, onu üretemeyen eski çelik şirketleri için bir tehdit oluşturur. Devletin ve onunla bağlantılı çıkar gruplarının “ekonomik denge” dediği şey, aslında verimsiz üreticilerin ayakta kalmaya devam etmesi anlamına gelir ve Rearden'ın metali bu dengeyi bozar.

Ortadan kaldıramıyorsan kamuoyunu kuşkuya düşür

Önce Devlet Bilim Enstitüsü devreye girer. Enstitünün yöneticilerinden Dr. Robert Stadler, Rearden Metal'in büyük bir buluş olduğunu bilmesine ve tehlikeli olduğuna dair hiçbir bilimsel kanıt bulamamasına rağmen, metal hakkında kamuoyunu kuşkuya düşüren bir açıklamanın yayınlanmasına izin verir. Üstelik Rearden'dan metal üretimini durdurması ya da haklarını devlete satması istenir. Rearden reddedince, bilimsel bir tartışma gibi görünen şey aslında siyasi ve ekonomik bir baskıya dönüşür.

Üretimi durduramıyorsan, üreticinin karakterini hedef al

Sıra yandaş gazeteci Bertram Scudder'a geliyor. Scudder, The Future dergisinde yazan ve devlete biat etmeyen iş insanlarını sürekli hedef alan bir köşe yazarı. Rearden hakkında yazdığı yazılarda metalin gerçekten iyi olup olmadığını tartışmak yerine, Rearden'ı açgözlü, bencil ve toplumun çıkarlarını umursamayan biri olarak tanıtıyor. Yani üretimin kendisini çürütmek ve durdurmak mümkün olmayınca, üreticinin karakteri hedef alınıyor. Gazetecilik, gerçeği araştırmak yerine bir insanı kamuoyunun gözünde itibarsızlaştırma aracı hâline dönüşüyor.

O insanın ahlakını ve niyetini tartışmaya aç

Dagny Taggart,........

© T24