Sınıfın Arka Sırasındaki Sessiz Çığlık
Okullar hayatın ilk provasının yapıldığı, bireyin toplumsallaştığı en önemlisi de kendini güvende hissetmesi gereken ilk “mikro toplumdur”. Teoride böyle olmalıdır. Ancak son dönemde okul koridorlarından, bahçelerden ve hatta dersliklerden yükselen sesler bu güvenli limanın ağır bir türbülans içinde olduğunu gösteriyor.
Akran zorbalığı artan öfke patlamaları, fiziksel ve sözel şiddet olayları artık “çocukluk krizleri” olarak geçiştirilemeyecek kadar derin bir toplumsal yara haline geldi. Peki ne oluyor da çocuklarımız bu kadar öfkeli, bu kadar kırılgan ve bir o kadar da acımasız olabiliyor? Sorunu yalnızca “disiplin eksikliği” ya da “kuralların yetersizliği” olarak okumak buz dağının yalnızca su üstündeki küçük kısmıyla ilgilenmektir.
Oysa derinlerde görmezden geldiğimiz çok katmanlı bir psikolojik ve sosyal dinamik yatıyor. Çocuklar ve gençler içselleştirdikleri stresi, belirsizliği, gelecek kaygısını ya da değersizlik duygusunu her zaman kelimelerle ifade edemezler. Bilişsel gelişim süreci devam ederken dürtü kontrolünde zorlanan ya da dünyayı sürekli bir tehdit algısıyla yorumlayan bir zihin, yaşadığı sıkışmışlığı dış dünyaya ancak tepki vererek yansıtabilir. Bugün okullarda gördüğümüz şiddet ve zorbalık çoğunlukla güçlü........
