menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Meşru çocuklar olarak Cemil Tugaylar

14 0
09.10.2026

“Catch-all party”, Türkçesiyle “toplayıcı parti/herkesi yakala partisi” kavramını siyasi literatüre kazandıran akademisyen Otto Kirchheimer, 1950’li yıllardan itibaren Avrupa’da siyasi partilerin bir dönüşümden geçtiğini, bu dönüşümün ideolojiyi seyreltip lideri güçlendirdiğini belirtiyordu. Bu partiler, farklı sınıflardan bir seçmen tabanı yaratmaya çalışıyor, bu nedenle pragmatik olmayı oyunun bir kuralı olarak benimsiyorlardı.

Böylece Avrupa’daki merkez partiler kendilerini tam bir “seçim canavarına” dönüştürdüler. Sosyal demokratlar ve Hristiyan demokratlar bu yola giren ilk partilerdi. Siyasi hedef sandıkta galip gelmek olunca; karizmatik lider siyaseti, egemen sınıfları ve istikrar tutkunu orta sınıfları memnun edecek bir uzlaşmacılık ile farklı siyasi konumlar arasında kolaylıkla yer değiştirmeyi sağlayan bir pragmatizm bu başarı hedefinin yöntemi olarak benimsendi. Soğuk Savaş boyunca Avrupa’da, sosyal devletin sağladığı konfor sayesinde, katı ideolojiler olmadan ya da sınıfların çelişen çıkarları yokmuş gibi davranılarak her şeyin yolunda gideceği zannedildi. Fakat gitmedi. Sosyal devleti çökerttiler, emeğin haklarını elinden aldılar; ancak kitle partileri birbirinin kopyası profesyonel aygıtlar olarak ortaya çıkabilecek radikal tepkileri soğurma işleviyle sistemdeki yerlerini bugüne kadar korudular. Avrupa’da bugün yaşanan çok yönlü kriz, nihayet onları da sarsıyor...

Türkiye siyasi tarihinde de 1950’lerden itibaren “catch-all” (toplayıcı) partilerden söz edebiliyoruz. Ancak Avrupa’dan farklı olarak, özellikle 1960-1980 döneminde toplumdaki yüksek dozlu siyasileşme ve işçi sınıfı siyasetinin güç kazanması, partileri ideolojiler ekseninde şekillenmeye itti. Burada amacım Türkiye’nin siyasi tarihini anlatmak değil; o yüzden konuyu ayrıntılandırmadan yakın döneme gelmek istiyorum.

CHP, özellikle Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde “catch-all” (toplayıcı) parti anlayışına sıkı sıkıya tutundu. Katı ilkelerle siyaset yapılamazdı; karşı mahalleden oy almak için söylem ona göre değiştirilmeli, kavga yerine uzlaşmacı bir görüntü sergilenmeli ve ideolojileri kesen ittifaklar kurulmalıydı. Bu esnekliği bir başarı reçetesi olarak parlatan “siyaset bilimciler”, “siyasal iletişimciler” de eksik olmayınca, AKP’nin rejim değişikliği programına karşı cumhuriyetçilerin gardı önemli ölçüde düşürüldü. İktidarın attığı her radikal adım karşısında halktan, CHP liderliğinin bir planı olduğuna inanarak beklemesi istendi. Kitle protestoları; istikrar bozucu ve kutuplaştırıcı siyaset yöntemleri olarak........

© soL