Katolik Evliliği Yapmadığınız Sürece Süresiz Nafakanın İptali Kadınların da Lehinedir
Anayasa Mahkemesi Türk Medeni Kanunu’nda boşanma sonrası yoksulluğa düşecek eş lehine hükmedilen nafakanın “süresiz” olmasına ilişkin düzenlemeyi iptal etti.
Altı çizilmesi gereken husus şu, bu düzenleme nafakayı ortadan kaldırmıyor, nafakanın süresiz olmasını kısıtlayacak yasal değişimlere zemin hazırlayacak gibi görünüyor.
Mevcut hukuk sistemimizde nafaka üç temel başlık altında düzenleniyor. Boşanma davası süresince tarafların ve çocukların temel ihtiyaçlarını karşılamak için hükmedilen tedbir nafakası, boşanma sonrasında çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katkı sağlayan iştirak nafakası ve boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşe bağlanan yoksulluk nafakası. Kamuoyunda “süresiz nafaka” olarak tartışılan konu da aslında bu üçüncü tür, yani yoksulluk nafakasıdır.
Çünkü Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi, “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.” hükmünü içeriyor.
10 yıldan fazladır gündemden düşmeyen bu konu neden bu kadar uzun zamandır çözülemedi? En temel sebep hukuk kurallarının toplumsal dönüşümün gerisinde kalması denebilir.
Türk Medeni Kanunu’nun kökeni büyük ölçüde Kıta Avrupası hukuk geleneğine dayanır ve bu gelenek önemli bir değişim sürecinden geçmiştir. Hristiyanlarda Ortaçağ’da evlilik daha çok Tanrı ile yapılan kutsal bir antlaşma (sacrament) olarak görülürken, aydınlanma sonrası dönemde evlilik giderek taraflar arasında kurulan hukuki ve ekonomik bir sözleşme olarak değerlendirilmeye başlanmıştır.
Medeni kanunumuzu aldığımız İsviçre Medeni Kanunu’nda da geçmişte benzer şekilde süresiz nafaka uygulamaları bulunurken, zamanla boşanmanın yaygınlaşması ve kadın-erkek iş gücü katılımının artması ile hukuk sistemi revize edilmiş, süresiz nafaka kaldırılmıştır.
Çeşitli hukuk gelenekleri incelendiğinde karşımıza nafaka konusunda çok farklı yaklaşımlar çıkıyor.
Sosyalizmi çerçeve alan Kuzey Avrupa ülkelerinde boşanma sonrası ekonomik risklerin önemli bir kısmı devlet mekanizmaları tarafından karşılanırken, Fransa gibi ülkelerde daha kısa süreli ve rehabilite edici nafaka modelleri tercih edilmektedir. İslam hukukunda ise boşanma sonrası nafaka genellikle 3 ay gibi daha sınırlı bir süreyle düzenlenirken, Anglo-Sakson sistemlerde mahkemeler duruma göre daha esnek ancak genellikle süreli çözümler üretmektedir. Bu çeşitlilik, nafakanın tek bir “doğru modeli” olmadığını, toplumsal yapıya göre değiştiğini göstermektedir.
Tarihsel olarak bakıldığında ise Kıta Avrupası hukuk geleneğinde Katolik teolojisine dayanan evlilik anlayışından etkilendiği görülür. Katolik Kilisesi evliliği ömür boyu süren, kutsallığından ötürü sona erdirilemeyen ve eşler arasında sürekli karşılıklı yükümlülükler doğuran bir birlik olarak görüyor. Bu anlayış doğrultusunda, yüzyıllar boyunca birçok Katolik ülkede boşanma ya tamamen yasaklanmış ya da çok sıkı şartlara bağlanmış.
Boşanma yerine evliliğin hukuken devam ettiği ancak eşlerin fiilen ayrı yaşadığı “ayrı yaşama” uygulamaları daha yaygın olmuş ve bu süreçte özellikle ekonomik açıdan güçlü olan erkeklerin ayrı yaşasa dahi karılarına karşı destek vermeye pratikte devam etmiş.
Bu tarihsel arka planın kısmi etkisiyle, Kıta Avrupasındaki hukuk sistemlerinde evlilik sona erse bile eşler arasındaki sorumlulukların........
