menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çatışmaların Görünmeyen maliyeti; Ekilemeyen yıllar

17 0
05.07.2026

Otuz beş yıllık çatışma için sık duyulan bir cümle vardır: “Buraya ayrılan bütçe sanayiye yatırılsaydı şu kadar fabrika kurulurdu, şu kadar istihdam yaratılırdı.” Doğrudur. Ama bu hesap, çatışmanın görünür maliyetidir. Daha az konuşulan, daha az hesaplanan birbaşka maliyet vardır: tarımın maliyeti. Bu maliyeti öğrenmemizin faydası da; kırsalı da yeniden ayağa kaldıracak olan şey, barışın üzerine inşa edilecek üretim düzeni olduğudur.

Bir ülke savaş bütçesi yaparken sadece para harcamaz. Aynı zamanda üretemediği şeyleri de harcar ve kaybeder. Ekilemeyen tohumu, yetiştirilemeyen ürünü, açılamayan bağı, kurutulamayan üzümü, sağılamayan hayvanı, yayla çıkarılamayan balı,kurulmayan bahçeleri ve en önemlisi kuşaktan kuşağa aktarılan üretim bilgisini de kaybedilir. Bu yüzden çatışmaların en büyük maliyeti, tablolarda yer bulmayan tarımsal kayıp. Bu hesabı yapmak kolay değil. Çünkü gerçekleşmeyen üretimin muhasebesitutulmaz, olmayan fabrikanın, dikilmeyen ağacın, ekilmeyen tarlanın resmi istatistiği yoktur. Işte biz bu hesabı yapmaya çalışacağız bu yazıda.

Pervari Balı: Çemikari Yaylası’nda Yılmaz Güney

Siirt’in Pervari ilçesinde, Herekol Dağı’nın 2.962 metrelik zirvesi altında bir yayla vardır: Çemikari. Yılmaz Güney’in Sürü filminde Uruz Aşireti’nin koyunlarını otlattığı yayla aynı zamanda. Çemikari, yalnızca sinema değil, hayvancılığın ve arıcılığın da adresiydi.Herekol’ün geven, kekik, ballıbaba, peygamber çiçeği, engerek otundan oluşan endemik florası — halkın 25 bin farklı çiçeğin bir arada bulunduğunu söylediği bir bereket — dünyanın sayılı bal coğrafyalarından birini yaratıyordu. Örneği çok az olan muazzam birbiyoçeşitlilik. Tam da bu nedenle Pervari bali, coğrafı işaret alan ilk ballarından biri oldu.

Ancak bir ürünün coğrafı işaret alması onu tek başına ekonomik değere dönüştürmez. 1990’ların başında bu yaylaya çıkış yasaklandı. Kovanlar dağdan indirildi, birçok üretici arıcılığı bıraktı. Herekol Dağı hâlâ dönem dönem Özel Güvenlik Bölgesi ilan ediliyor.

Bugün Siirt’in yıllık bal üretimi TÜİK 2024 verilerine göre 3.048 ton; il Türkiye genelinde sırada. 227 bin arılı kovan var. Perakendede karakovan petek balı 1 kilosu 1.500-2.300 TL bandında satılıyor. Yani yıllık ekonomik karşılık kabaca 2-3 milyar TL,yaklaşık 60-70 milyon dolar. Bu rakamlar başarı gibi görünebilir ama 30 yıllık kesinti olmasaydı bugün yalnızda 3000 ton mu üretir olurdu?

Şimdi karşılaştıralım. Yeni Zelanda’nın endemik manuka çiçeğinden elde edilen Manuka balı, dünyanın en pahalı ballarından biri olarak yıllık 200 milyon dolar civarında ihracat yapıyor. Üretim coğrafyası Pervari’ye kıyasla daha dar; flora çeşitliliği daha sınırlı.Aradaki fark artık on kat değil, üç-dört kat. Farkın bileşenleri: markalaşma, kalite standardı, üretici örgütlenmesi ve sürdürülen yatırım. Ama en temeli, Yeni Zelanda arıcısı ötekilerin yaylasına çıkabildi. Pervari arıcısı otuz yıl bunu yapamadı.Şimdi yeni bir şey oluyor. 2024-2025 sezonunda Çemikari yaylası, otuz yılın ardından yeniden arıcılığa açıldı ve yıllar sonra ertelenmiş bir ekonomik potansiyel harekete geçiyrdu. Pervari Organik Bal Kooperatifi 2.200 metre rakımdakibu izole edilmiş alana 1.300 karakovan yerleştirdi. Kovan başına verim geçen yıl 1-1,5 kilogramken bu yıl 5-5,5 kilograma çıktı. Bu bize önemli bir gerçeği gösteriyor; doğa orada duruyordu, kaybolan insandı, üretimdi. Yani Çemikari yaylası, dizinin ana tezinin canlı örneği: silahların susmadığı bir yerde arıcılık olmaz, bu doğru. Ama sadece silahlar sustu diye kovan bereketi geri gelmez;kooperatif kurulması, kaymakamlığın bölgeyi izole etmesi, il müdürlüğünün destek programı devreye girmesi gerekti. Barış gerekliydi, ama yeterli olan barış değil,barışın üstüne inşa edilen yatırım oldu.

Pervari, Manuka olmak zorunda değil. Ama Çemikari otuz yıl önce kapanmasaydı, Herekol’ün eteklerine kovan kurulmaya devam edebilseydi, Hakkari, Şırnak, Siirt, Bitlis arıcılığı gelişebilseydi, bugün 3 bin değil 15-20 bin ton üretimden, 60 milyon değil yüzmilyonlar düzeyinde ihracattan konuşuyor olabilirdik. Bir yaylanın otuz yıl kapalı kalmasının maliyeti; otuz yıl bal üretmemek değil, üretimin devamlılığı ile gelişecek bilgiyi, markayı, ihracatı ve üretim kültürünü kaybetmekti. Kayıptan yıllar sonra dönüyoruz ve şimdi başlıyoruz.

Şemdinli Elması: Hiç Kurulamayan Bir Meyvecilik Havzası

Hakkari-Şemdinli’nin Ortaklar köyüne bağlı Ormancık mezrasında yaşayanlar, 1994 yılında köylerini terk etmek zorunda kaldı. Otuz iki yıldır kimse geri dönemedi; halen bölgenin önemli bir kısmı güvenlik gerekçesiyle kısıtlı erişime sahip. Her yıl Silo Yaylası’nda bir araya gelen köylüler, dedelerinden kalan meraların, bahçelerin ve sınır taşlarının yerini birbirlerine tarif ediyor ama tarif ettiklerine ulaşamıyorlar. Ormancık, Şemdinli’nin yasaklı köylerinden yalnızca bir tanesidir; Şemdinli merkeze bağlı Ayranlı, Meşelik,........

© Serbestiyet