Netanyahu’nun kehânetleri ve Mesihçi Siyonizm’in tehlikeli yükselişi
Fransız Tarihçi François Hartog’un şu tespiti, içinde bulunduğumuz dönemin ruh hâlini çarpıcı biçimde özetlemektedir: “Son zamanlarda kıyametle çok fazla flört ediliyor.”
Nitekim bugün İsrail’in ABD’yi bir oldu bitti ile sürece dâhil ederek gerçekleştirdiği İran saldırıları, radikal Mesihçi çevrelerde sadece askerî bir harekât olarak değil aynı zamanda Mesih’in gelişini müjdeleyen bir işaret olarak da okunmaktadır. Özellikle Mesihçi Siyonist yapılar ile Evanjelik gruplar, İran’la yaşanan savaşı sözde kutsal tarihin kaçınılmaz bir aşaması gibi kurgulayarak, çatışmayı stratejik bir zeminden çıkartıp teolojik bir meşrûiyet zırhına büründürmektedir.
Sebebi ne olursa olsun bir gerçek vardır: Mesihçi saplantı bölgeye daha fazla kan, daha fazla gözyaşı ve daha derin yıkımlar getirmektedir.
Şiddeti kutsayan Mesihçi Siyonizm’in çıktısı: Savaş ve kaos
Mesihçi Siyonizm’in en tehlikeli yönü savaşı, şiddeti ve sivil katliamları mübahlaştırarak bunları kutsal bir zeminde meşrû göstermesidir. Çünkü Mesihçi siyaset; işgali, yayılmayı ve bölgesel kaosu sözde ilahî planın kaçınılmaz bir parçası olarak takdim etmektedir. Böylece savaş, savunma veya caydırıcılık diliyle değil; kader, kehânet ve ahir zaman alameti sayılan “yaklaşan son” söylemiyle meşrûlaştırılmakta, kutsanmakta ve ideolojik bir fanatizmin emrine âmâde kılınmaktadır.
Oysa bu söylem, bölgeyi ateşe atmakla kalmayıp Yahudiliğin kadim ahlâkî mirasını da savaşın, şiddetin ve kaosun hizmetine sokarak aşındırmakta ve itibarsızlaştırmaktadır.
Neticede adalet, merhamet, hikmet ve insan hayatının kutsallığı gibi kadim dinî değerler, yerini giderek daha saldırgan, daha radikal ve daha yıkıcı bir Mesihçi söyleme terk etmektedir.
Netanyahu’nun Mesihçi söylemi
Daha dün (14 Mart 2026), konuşmasında kendisini “Mesih öncesi devrin son başbakanı” olarak vehmeden İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun kullandığı dinî referanslar, Mesihçi Siyonizm’in yayılmacı ve işgalci siyasetini pervâsızca tahkim etmektedir. Netanyahu’nun İran’la savaş bağlamında Mesih’e, krallığa ve tarihin büyük dönüşümüne atıf yapan sözleri, son İran saldırılarını sıradan bir devletlerarası savaş olmaktan çıkarmakta; onu bilinçli bir eskatolojik hesaplaşmaya dönüştürmektedir.
Ne var ki bu dil, yalnızca İsrail’deki radikal ve şiddet yanlısı çevreleri değil, Amerika’daki Evanjelik kesimleri de harekete geçirmektedir. Zira evrensel insanî değerleri ve İslam dünyasını doğrudan hedef alan bu fanatik odakların gözünde, İsrail’in büyük çaplı bir bölgesel savaşa girişmesi, Mesih çağının eşiğine gelindiğinin işareti sayılmaktadır. Bu nedenle kullanılan dil, siyasî olmaktan öte, yangını büyüten teolojik bir seferberlik çağrısıdır.
Washington Hattı: Evanjelistler, Epstein dosyasının esiri ABD bürokrasisi
Bu noktada meselenin Washington ayağını da asla gözden kaçırmamak gerekir. İsrail’in ABD siyaseti üzerindeki nüfuzu, artık diplomatik etkinin çok ötesine taşan yapısal bir vesâyet sistemine dönüşmüştür. Jeffrey Epstein dosyaları etrafında yaşanan tartışmalar, Amerikan siyasetinin çocuk istismarı, cinsel sapkınlık ve yozlaşmış güç ilişkileri üzerinden şantajla nasıl kontrol altına alınabildiğini açıkça ortaya koymuştur. Söz konusu dosyalar, yalnızca bireysel suçların değil, devlet aklını rehin alabilecek kirli bir operasyon ağının varlığını göstermektedir.
Tam da bu noktada İsrail, Amerikan siyasetindeki kırılgan fay hatlarını kendi çıkarları doğrultusunda son derece mahir bir biçimde kullanabilmektedir. Amerikan bürokrasisinin bir bölümünün Evanjelik-Mesihçi ideolojiyle İsrail’in güvenlikçi ve saldırgan siyasetinde birleşmesi ise, ülkemizin de içinde bulunduğu Ortadoğu coğrafyasını defalarca kana bulayan, halkları yıkıma sürükleyen ve bölgeyi kalıcı bir istikrarsızlık sarmalına mahkûm eden felaketlerin başlıca zeminini oluşturmaktadır.
İran’ın hedefe yerleştirildiği kehânet: Yeremya 49
Mesihçi çevrelerde İran, yalnızca siyasî ya da askerî bir tehdit olarak görülmemekte; aksine Tanrı’nın tarih planında önce etkisizleştirilmesi, ardından da kaderinin eskatolojik bir müdahaleyle yeniden tayin edilmesi gereken tehlikeli bir aktör olarak konumlandırılmaktadır.
Bu bakışın dayandırıldığı temel kutsal metinlerden biri, Yeremya Kitabı’ndaki Elam kehânetidir. Burada Elam hakkında, “Elam’ın gücünün dayanağı olan yayını kıracağım… onları göklerin dört rüzgârına dağıtacağım… fakat son günlerde Elam’ın kaderini yeniden yazacağım” denilmektedir (Yeremya 49:35–39).
Mesihçi yorumlara göre bu pasaj, İran’ın önce büyük bir sarsıntıya uğrayacağı, ardından da sözde ilahî iradeye tâbi kılınarak yeniden şekillendirileceği yönünde okunmaktadır. Bu sebeple devam eden savaş, söz konusu bu çevreler tarafından “Elam’ın yayının kırılması” olarak kodlanmakta; böylece mevcut rejimin tasfiyesi ile ABD ve İsrail’in teopolitik çıkarlarına uyumlu bir düzenin kurulması hedeflenmektedir.
İran’ı şeytanlaştırma siyaseti: Hezekiel 38–39 ve Gog ve Magog senaryosu
Kutsal Kitap’ta İran’ın bertaraf........
