Akın Gürlek'in yerli ve milli "örgüt makinesi"
Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Genel Müdürlüğü, 26 Haziran 2026’da neredeyse bir ürün lansmanı edasıyla hakim ve savcıların kullanımı için “CBS Örgüt Tahmin Projesi” adını verdiği bir yapay zeka modelini duyurdu. Duyurunun dili tanıdık, “Yerli ve milli kaynaklarımızla geliştirilen”, karar süreçlerinde “destek ve yardımcı olabilecek bir dijital asistan”, Türkiye’yi “yargıda yapay zeka kullanan öncü ülkeler arasına sokan bir atılım”... Kelimeler pırıl pırıl, tınısı ilerlemeci bir başarı bültenini andırıyor. Kayda değer bir beceriksizlik ve Amerikan yapay zeka modellerinin ödünç alınmasıyla oluşan pırıltının altında yapılan işi düz bir cümleyle söylemek gerekiyor: Makine, önüne konan dava dosyasını okuyup o dosyanın “hangi örgütle bağlantılı olabileceğini” tahmin ediyor. Bir insanın hangi örgüte üye sayılacağına dair kestirim, bir olasılık motoruna devrediliyor. Bu model, Rosa Luxemburg’a PKK üyesi diyen savcıların eline bir çocuk oyuncağı gibi veriliyor.
Ceza hukukunun bütün kurgusu, bir kişinin belirli bir fiili işlediğinin somut delillerle kanıtlanması üzerine kuruluyken “bu dosya muhtemelen şu örgütle ilişkilidir” gibi modelden gelecek yanıt bir kanıttan öte bir olasılık ifadesidir. Bir insanın örgüt üyeliği, dünyanın herhangi bir yerinde “tahmin edilebilecek” bir şey değildir; o kişinin somut eylemlerine, iradesine, iddia edilen bağın gerçekten var olup olmadığına bakılarak kanıtlanır ya da kanıtlanamaz. “Tahmin” kelimesi, tam da kanıtlanması gereken şeyi kanıtlanmış gibi ortaya koymanın kibar bir yoludur.
Bunun somut halini düşünmek zor değil. Bir kişi, katıldığı bir eylem, üyesi olduğu bir dernek, tanıdığı bir isim ya da dosyasında geçen birkaç kelime yüzünden makinenin ekranında bir yüzdeyle beliriyor: “Yüzde şu ihtimalle şu örgütle bağlantılı”. O yüzde yapay zeka modellerinin eğitim veri setleri dolayısıyla kişinin ne yaptığından değil, kime benzediğinden gelir. Geçmişte benzer profillere ne olduysa şimdi ona da onun olması beklenir. Böylece yargılama, bireyin somut fiiline bakmaktan çıkıp bir istatistiksel akrabalığa indirgenir. Sen burjuva hukuku karşısında bir suç işledin diye değil, “senin gibiler” işledi diye şüpheli olursun. Bu, hukukun en eski kazanımlarından birinin, herkesin yalnızca kendi eyleminden yargılanması ilkesinin terk edilmesidir ve bir kez bu eşik geçildiğinde kimin “senin gibi” sayılacağına da yine makinenin öğrendiği geçmiş karar verir.
Sadece “yardımcı” mı?
Bakanlık bunun farkında olsa gerek ki, tanıtımın her cümlesine bir kalkan yerleştirmiş. Sistem deniyor, “asla otomatik karar verici olarak kullanılmıyor”; yalnızca “yardımcı oluyor”, “insan muhakemesini destekliyor”. Kulağa makul geliyor. Oysa bir hakimin ya da savcının önüne, dosyayı henüz açmadan “bu dosya yüksek olasılıkla şu örgütle ilişkili” diye bir etiket düştüğünde o etiket masum bir öneri olarak kalmayacaktır. İnsan zihni kendisine önceden sunulan bir yargıya demir atma eğilimindedir. Buna direnmek özel bir çaba ister ve NATO için onlarca genci, avukatı, devrimciyi zindanlara gönderen yargı mensuplarının bu çabayı göstermesini beklemek saflık olur. Makinenin “sadece yardımcı” olduğu iddiası, gerçekte tam tersi olan gerçeği gizliyor. Sistemin bütün tasarımı, insanı makinenin önerisine doğru nazikçe itiyor ve bir yanlışlık olduğunda da hazır bir mazeret çoktan var olmuş oluyor: “Sistem işaretlemişti”.
Üstelik bu “yardım”, ilginç bir rol dağıtımıyla geliyor. Bakanlığın kendi ifadesiyle sistem, “insan kaynaklı hataları ve eksik veri girişlerini” engelliyor. Yani kurgu şu: Hata yapan insandır, düzelten makinedir. İnsan güvenilmez, kusurlu, yorgun; makine ise soğukkanlı, tutarlı, tarafsız. Bu, ilk bakışta teknolojiye duyulan sağduyulu bir güven gibi görünse de burada gizlenen bir şey var: Makine gökten inmedi. O makine, geçmiş dava dosyalarındaki insan kararlarından, insan etiketlerinden, insan tercihlerinden öğrenildi. Yani sözde insan hatasını düzelten şey, bizzat geçmişteki insan kararlarının donmuş, kalıcılaşmış, sorgulanamaz hale gelmiş bir toplamından ibaret. Makine insanın önyargısını temizlemiyor onu fosilleştiriyor ve üstüne bir de nesnellik cilası çekiyor.
İşte bütün mesele bu cilada. Projenin dayandığı varsayım, makinenin tarafsız, sayısal, duygusuz, siyaset üstü olduğu. Bir insan yanlı olabilir ama bir algoritma yalnızca veriyi işler. Bu inanç, çağımızın en işlevsel yanılsamalarından biri. Çünkü “kim örgüt üyesidir” sorusu hiçbir zaman teknik bir soru olamaz, başından sonuna siyasidir. Neyin “terör örgütü” sayılacağına, hangi eylemin “bağlantı” olarak okunacağına, bir derneğin mi çetenin mi yoksa bir dayanışma ağının mı söz konusu olduğuna karar vermek iktidara kalmıştır. CBS Örgüt Tahmin Projesi’nin yaptığı şey, bu son derece siyasi kararı alıp bir “veri eşleştirme” işlemine dönüştürmek. Bir tercihi, bir doğa olgusu gibi göstermek. Kararı artık birinin sırtlanması gereken siyasi bir........
