Öğretmen İşe Gitmez, Okula Gider!
Her sabah milyonlarca insan evinden çıkıp işe gidiyor. Kimi servis bekliyor, kimi otobüse
yetişiyor, kimi aracının direksiyonuna geçiyor. Herkesin gittiği yerin bir adı var: iş yeri.
Ama bazı meslekler vardır ki insan oraya sadece çalışmaya gitmez.
Mesela öğretmen…Öğretmen işe gitmez, okula gider.
Çünkü okul yalnızca ders anlatılan bir bina değildir. Bir öğretmen için okul; öğrencinin
gözlerindeki merak, teneffüste duyulan sesler, bazen çözülemeyen bir problem, bazen de bir
öğrencinin sessizce “Öğretmenim…
” diye başlayan cümlesidir.
Öğretmenlik, sadece ders saatlerinden ibaret değildir. Ders başlamadan önce yapılan
hazırlık, sınıfta yaşananlar, öğrenciyi anlamaya çalışma, bazen bir öğrencinin sorununu fark
etme, bazen de sadece onu dinleme vardır.Bu nedenle bazı insanlar için meslek, maaş
karşılığında yapılan bir görevden çok daha fazlasıdır.
Peki bu durum yalnızca öğretmenlik için mi geçerlidir?Elbette hayır.
Bir doktor hastaneye yalnızca mesaisini tamamlamak için gitmiyorsa, bir aşçı mutfağa
yaptığı yemeğe kendi emeğini katıyorsa, bir sporcu sahaya çıktığında yaptığı işi sadece bir
görev olarak görmüyorsa, bir zanaatkâr ortaya çıkardığı ürünün arkasında kendi emeğini
Orada iş, yavaş yavaş başka bir anlama dönüşür.İnsan yaptığı işin içinde kendinden bir
parça bulmaya başlar.Ama burada önemli bir ayrım var.İşini sevmek, işin hiç zor olmadığı
anlamına gelmez.Sevdiğimiz işte de yoruluruz. Bazen sıkılırız. Bazen işler istediğimiz gibi
gitmez. Bazen “Bugün de çok yoruldum.
Hatta belki de işini seven insanın da en çok söylediği cümlelerden biri budur:
“Çok yoruldum ama değdi.
Çünkü insan yaptığı işin sonucunu........
