Nur'a Talebe Olmak
Risale-i Nur’da talebelik, yalnızca Risale okumaktan veya bir hizmet çevresine mensup olmaktan ibaret değildir. Külliyatın bütünü içinde Kur’an’a bağlılık, Sünnet-i Seniyye’ye ittiba, ihlâs, uhuvvet, tesanüd, ibadet, imanî tefekkür, müsbet hareket ve güzel ahlâk birlikte ele alınır. Bu sebeple aşağıdaki maddeler, Bediüzzaman’ın eserlerinde farklı yerlerde ortaya koyduğu esasların toplu bir değerlendirmesidir.
1. Kur’an’ın rehberliğinden asla ayrılmamak
Risale-i Nur’un temel dayanağı Kur’an’dır. Bediüzzaman, Risale-i Nur’u kendi şahsî düşüncesi olarak değil, Kur’an hakikatlerinin bir hizmeti olarak takdim eder:
“Risale-i Nur ise, Kur’ân’ın malıdır ve mânâsıdır.”(1)
Yine Bediüzzaman:
“Sözler güzeldirler, hakikatlerdir. Fakat benim değildirler; Kur’ân-ı Kerîmin hakaikinden telemmu’ etmiş şuâlardır” der.(2) Bu sebeple Risale-i Nur’a bağlılık, Kur’an hesabına bir bağlılıktır.
Kur’an ile hem lafzen hem de anlam boyutuyla hem hâl olmak temel bir prensip olmalıdır. Zira Rasulullah (sav) bu konuda şöyle buyurmuştur: “İçinde Kur’an okunan ev, içindeki aile fertlerine (okyanuslar kadar) genişler. Melekler oraya iner, şeytanlar ise oradan kaçar. O ev hayır ve bereketle dolar. Kur’an okunmayan ev, halkına daralır. Melekler orayı terk eder, şeytanlar ise oraya musallat olur. O evin hayır ve bereketi kaçar.” (Tirmizi 5/18)
Evlerimizi Kur'an seslerinin geldiği, Kur’an’ın mesajı ile meşgul olunduğu evlere dönüştürmeyi başarırsak yuvalarımızı şeytanlardan koruyup huzurlu hale getirmiş olacağız.
2. Sünnet-i Seniyye’ye ittiba etmek
Bediüzzaman, Sünnet-i Seniyye’yi muhabbetullahın önemli bir neticesi olarak gösterir: “Muhabbetullah, Sünnet-i Seniyye’nin ittibaını istilzam edip intaç ediyor.”(3) Ayrıca Sünnet-i Seniyye’nin mertebelerini birbirinden ayırır ve farz, vâcip, nevâfil ve âdâb bakımından farklı derecelere dikkat çeker.(4) Dolayısıyla Sünnet-i Seniyye’ye ittiba, Risale-i Nur’un hizmet anlayışının temel unsurlarındandır. Ancak sünnetlerin hüküm ve derece bakımından birbirinden farklı olduğu unutulmamalıdır.
3. İhlâsı ibadetlerin, yaşamın ve hizmetin merkezinde tutmak
Yirmi Birinci Lem’a’nın en temel düsturlarından biri şudur: “Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.”(5) Hizmetin değeri yalnızca yapılan işle değil, niyet ve rıza-yı İlâhî ile ölçülür. Şahsî menfaat, şöhret, makam veya nefsî beklenti hizmetin ihlâsını zedeleyebilir. Bu sebeple Nur hizmetinin merkezinde ihlâs ve rıza-yı İlâhî bulunur.
4. Şahısları hak ve hakikatin yerine koymamak
Bediüzzaman, hizmetin şahsî bir yapı etrafında değil, şahs-ı mânevî ve hakikatler etrafında anlaşılması gerektiğine dikkat çeker:
“Zaman şahıs zamanı değil, şahs-ı mânevî zamanıdır.”(6)
Aynı bağlamda Risale-i Nur’un Kur’an’a nispetini vurgular:
“Risale-i Nur, Kur’ân’ın malıdır, Kur’ân’dan süzülmüştür.”(6)
Bu ifade şahıslara hürmeti ortadan kaldırmaz. Asıl ölçü, hiçbir şahsı hakikatin yerine koymamaktır.
5. Uhuvvet, tesanüd ve kardeşlik hukukunu korumak
Bediüzzaman, hizmetin kuvvetini ihlâs, uhuvvet ve tesanüd ile açıklar: “Sırr-ı ihlâs ile iştirak ve sırr-ı uhuvvet ile tesanüd ve sırr-ı ittihad ile teşrikü’l-mesâi...”(7) Bu nedenle hizmet içinde farklı düşünceler bulunabilse de kardeşlik hukukunu zedeleyen rekabet, kırgınlık, tahkir ve düşmanlık hizmetin ruhuna aykırıdır. Uhuvvet yalnızca bir duygu değil, hizmetin kuvvetini meydana getiren temel bir esastır.
6. Gıybet, iftira ve tahkirden azami düzeyde sakınmak
Yirmi İkinci Mektup’ta gıybet açıkça tarif edilir: “Gıybet odur ki, gıybet edilen adam hazır olsaydı ve işitseydi, kerâhet edip darılacaktı.”(8) Bediüzzaman ardından şu önemli ayrımı yapar: “Eğer doğru dese, zaten gıybettir. Eğer yalan dese, hem gıybet, hem iftiradır.”(8) Dolayısıyla doğru bir sözü söylemek her zaman gıybetten kurtulmak anlamına gelmez. Bununla birlikte Külliyat, hak ve maslahat sebebiyle bazı özel durumları........
