Türkiye Dâru’l- Harb mi?
Ülkeler, bir cihetten dâru’l- İslâm ve dâru’l- harp olarak iki ayrı kategoride ele alınır. Ömer Nasuhî Bilmen, her iki kavramı şöyle tarif eder:
“Dâru’l- İslâm, Müslümanların hâkimiyeti altında bulunup Müslümanların emn ü eman içinde yaşayarak dinî vazifelerini ifa ettikleri yerlerdir. Müslümanlar ile aralarında musalaha bulunmayan gayri Müslimlerin hâkimiyeti altında bulunan yerler de dâru’l- harbtir.”[1]
Müslümanlarla barış halinde olan ülkeler ise “dâru'l- ahd, dâru’l- eman” gibi isimlerle anılır. Mesela Hz. Peygamber İslam’ın Mekke döneminde bazı Müslümanları Habeşistan’a göndermiştir. O günün şartlarında Habeşistan bir İslam ülkesi değildir, ama dâru’l- harp de değildir. Müslümanların güven içinde yaşayabilecekleri bir dâru'l- ahd ve dâru’l- emandır.
“Dâru’l-harb” terkibi her ne kadar ilk bakışta “kendisiyle dârul- İslâm arasında savaş halinin mevcut olduğu ülke” manasını ifade ediyorsa da İslâm hukuku kaynaklarında “dâru’l- İslâm dışındaki ülkeler” anlamında ve bugünkü “yabancı ülke” tabirinin karşılığı olarak kullanılmıştır.[2]
Nitekim Bediüzzaman’ın tarifi de bu yöndedir. Bu konuda şöyle der:
“…Ecnebi diyarına, lisan-ı şeriatta "Dâr-ı Harb" denilir. Dâr-ı Harbde çok şeylere cevaz olabilir ki, diyar-ı İslam’da mesağ olamaz.”[3]
Bu tarife göre dâru’l- harp, gayr-i Müslimlerin hâkim olduğu ülkedir. İmam Azam ve talebesi İmam Muhammed’e göre dâru’l-........
