menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tevekkül Gemisi-4

11 0
28.05.2026

Tevekkül eden ve etmeyenin misâlleri, şu hikâyeye benzer:

Vaktiyle iki adam hem bellerine, hem başlarına ağır yükler yüklenip, büyük bir sefîneye bir bilet alıp girdiler. Birisi, girer girmez yükünü gemiye bırakıp, üstünde oturup nezâret eder. Diğeri hem ahmak, hem mağrur olduğundan, yükünü yere bırakmıyor. Ona denildi: “Ağır yükünü gemiye bırakıp rahat et.” O dedi: “Yok, ben bırakmayacağım. Belki zâyi‘ olur. Ben kuvvetliyim. Malımı belimde ve başımda muhâfaza edeceğim.” Yine ona denildi: “Bizi ve sizi kaldıran şu emniyetli sefîne-i sultâniye daha kuvvetlidir. Daha ziyâde iyi muhâfaza eder. Belki başın döner, yükün ile beraber denize düşersin. Hem gittikçe kuvvetten düşersin. Şu bükülmüş belin, şu akılsız başın, gittikçe ağırlaşan şu yüklere tâkat getiremeyecek. Kaptan dahi eğer seni bu halde görse, ya ‘Dîvânedir’ diye seni tard edecek. Ya ‘Hâindir, gemimizi ittihâm ediyor. Bizimle istihzâ ediyor. Hapsedilsin’ diye emredecektir.

Gelelim gemi metaforuna. Geminin mekanı denizdir. Deniz ise kara gibi değildir. Dalgalıdır, bir çok bilinmeyeni içinde barındırır. Keşfi güçtür. Denizin altı belirsiz olduğu gibi üstüde dalgalı, fırtınalı halleri ile yine belirsizlik barındırır. Gemi ise, bu stabil olmayan, sürekli dalgalı ve zahiri ve batını ile belirsiz olan denizde işlevseldir. Karada olsa hareket edemez.

Demekki o belirsizlik aynı zamanda harekete geçiren ve yol aldıran bir itici güç görevi görüyor. Tıpkı tevekküldeki gibi. Tevekkül edebilmek için belirsizliklerin varlığı nasıl gerekiyorsa, tevekkülde ilerlemek için belirsizliğin baskısı da öylece itici güç olur.

Üstad ısrarla ‘bel ve baş’ kelimelerini yineliyor. Sadece ‘sırtında yük’ der geçerdi. Burda bir sır var. ‘Akılsız başın’ sözü bu sırrı açıyor. Baş, aklın düşüncenin mekanı, rasyonalite. Dünyanın den’i, getir götür işleri, somut ve maddesel cephesi. Yani maddi sorumluluklar. (İmanla mahiyeti değişir, den’iyet ulviyet kazanır.)

Bel ise ‘belini büken yükünü kaldırmadık mı?[1]’ayeti ile bildirildiği gibi manevi yük, manevi sorumluluk. İkisini de gemiye bırakmak lazım.

Ağır yükler’ insanların çoğu yaşamın derd-i maişet, hastalık-sağlık gibi somut cephesinin ağırlığından muzdarip. Oysa imanı kemale erdirme duası ve gayreti, imanı muhafaza, gafletten marifete dönüş, sıratı müstakim üzere hidayette olma ve bunu sürdürme, kalbi muhafaza, diğer bütün gönüllerde Hakka ve hakikate açılsın diye cehd ve gayret gibi manevi yüklerde yadsınamaz şekilde ağırdır ve dert etmeye daha layıktır. Fakat ikisi için de Allah kafidir. Beldeki ve baştaki bu yükler gemiye bırakılırsa o yolculuk seyran olur yoksa evvel-ahir eza ve cefa olur.

Geminin altındaki deniz belirsizlik barındırsa da geminin sahibi rahmetiyle ve keremiyle o imkan denizinden en güzel ihtimalleri mümkün kılandır.

Üstünde oturup nezaret etmek”

Tevekkülü ‘saldım çayıra Mevla kayıra’ olmaktan çıkarıyor. Bir yükü korumanın en olur hali........

© Risale Haber