We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ruhum müzik ile yeniden gıdalandı: ‘TÜRKÜ’ 

7 0 0
17.02.2019

Türk Halk Müziği denilince akla ilk gelen isimlerdendir Türkü Çevik. O, Sanatı hakkında bir çok takdire şayan yazılar yazılan ender isimlerdendir. Ve o, Türk Sanat Müziğin incilerindir. Bu yıl sanat hayatının 20. Yılını 8. Albümü ‘Yeniden/Vazgeçmedim Söylemekten’ albümüyle süsleyen ünlü sanatçı Türkü ile önceki gün Önce Vatan Gazetesi adına bir araya geldik. Sanat hayatının dönüm noktasından başlayıp günümüze kadar bir çok konuda engin bilgilerini bizimle paylaşan ünlü sanatçı ile özel söyleşimizi siz değerli okurlarımızla buluşturuyoruz…

Türkü, hepimizin tanıdığı, sevdiği takdire şayan sanat kimliği olan bir sanatçı peki, Türkü kimliğinin oluşum sürecini anlatır mısınız?

Bu aslında çocukluğa dayanan bir süreç. Müziğe olan yeteneğimi 2. sınıfta ilkokul öğretmenim farketmişti. Onun doğru yönlendirmesi ve tabii ailenin desteği ve sonrasında mandolin dersi almaya başlamam… Kollarım bağlamaya yetmediği için mandolinle kandırıldım… İlerleyen dönemde solfejle beraber bağlama dersleri almaya başladım. Değerli hocalarım Ateş Köyoğlu’ndan, Halil Yüreyli’den, Mustafa Yarıcı’dan dersler aldım. 1990 yılında konservatuara gittim. O zaman sınava 1500 kişi girdi ve halk müziği ses eğitimi bölümünü kazanan 5 kişiden biriydim. Üniversite hayatımla beraber profesyonel anlamda sahne hayatım da başladı. Öncesinde de amatör olarak sahne alıyordum. O dönem rahmetli Adnan Şenses, Hülya Avşar, Kibariye, Sinan Erkoç gibi isimlerin alt kadrosunda Türk Halk Müziği söylemiştim. O zaman tabii kadro vardı, gazino kültürü vardı. Derken İstanbul günleri başladı benim için.

Bu yıl sanat hayatınızın 20. yılını kutladınız. Bu yolculuk nasıl başladı?

İstanbul’a geldikten sonra ilk Fono Mizik’le bir çalışmamız olmuştu. Fakat kendim de dahil olmak üzere çok kayda değer bulmadığım bir çalışma olmakla beraber tecrübe edindiğim bir albümdü. Sonra Sindoma Müzik’le çalıştım. Allah rahmet eylesin sevgili Murat Göğebakan aracılığıyla tanışmıştım. O zamanın ifadesiye Küçük Emrah’ın ki şimdinin Emrah’ı onun vokalistliğini yaptım. O dönemde Murat Göğebakan ile tanışmıştım ve kendisi beni kıymetli abim Cengiz Kurdoğlu ve Hasan Topaloğlu ile tanıştırdı. Bana göre beni var eden ilk albüm Sindoma Müzik etiketiyle piaysaya çıktı. Ben insanların ismiyle doğru orantılı yaşadığına inanıyorum. O dönem ismimle ilgili duygu ve düşüncelerim vardı ve bunları Güler Duman’la paylaştım. O da birden bire “Bundan sonra senin adın Türkü olsun, türküler gibi yaşıyorsun, türkü gibisin” dedi. Almanya’daydık o sırada ve ben Türkiye’ye döner dönmez Türkü ismini eklettim. Sonrasında arka arkaya albümler geldi ve şimdi de 8. albüm piyasaya çıktı.

Sizi müziğe özendiren şeyler nedir?

Beni Türk Halk Müziği’ne özendiren yaşanılmışlığı, sanat kaygısı duymadan türkülerin yakılması, kelimelerle ifade edemediğim duyguları tükülerle ifade edebilmiş olmak… Bir türkünün bir dörtlüğü bazen sayfalarca bir kitabın anlattığını özetleyebiliyor. Hem kendimi ifade ediyorum, hem ruhuma gıda oluyor.

4 yıl aradan sonra ‘Yeniden/Vazgeçmedim Söylemekten’ adlı albümünüzle hızlı bir çıkış yaptınız. Neler söylemek istersiniz?

Evet, hızlı oldu galiba. Dinleyenler öyle ifade ettiler. “Geciktin ama tam geldin. İyi ki sahnelere döndün” dediler ama halbuki ben sahneleri bırakmamıştım, albümlere ara vermiştim. Mutuyum çünkü her albüm bizim için yeni bir bebek. Ruhum yeniden gıdalandı.

4 yıldır sustum şimdi mikrofon ben de diyorsunuz.

Galiba öyle diyorum. 4 yıldır albüm yapmadım ama benim de bir mikrafonum vardı ama mikrafonun pili bitmişti galiba… Artık pilini değiştirdim ve mikrafon ben de.

4 yıl aradan sonra sevenlerinizle buluşmanın yarattığı heyecanı bizimle de paylaşır........

© Önce Vatan