İki Vakit Arasında Bir Çınar
Zaman bazen taş binalarda değil, toprağa sığınmış devasa bir çınarın kovuğunda donup kalır. Çekirge’nin sessiz yamacına adım attığımda, ruhumu saracak olan o derin ürpermeyi henüz bilmiyordum.
Bursa’da, I. Sultan Murad Hüdavendigâr Külliyesi’nin manevi zırhı altına sığınmış o ulu çınarın karşısında duruyorum. Asırların yükünü sırtlanmış, zamanın fırtınalarıyla içi büsbütün boşalmış kocaman bir gövde... İlk bakışta yalnızca doğanın bir aşınması, yaşlı bir ağacın zamana yenik düşüşü gibi görünen bu manzara, içine doğru adım attığım an bambaşka bir hakikatin kapısını araladı.
Çınarın o devasa kovuğuna girip fotoğraf çektirmek üzere durduğum o an, aniden sırtımdan aşağı soğuk bir ürperme yayıldı. Bir fotoğraf karesinden çok daha fazlasıydı yaşanan. Ağacın kalbindeki o zifiri karanlık, o derin boşluk beni adeta içine çekti ve zihnim bir anda yüzyıllar öncesine, 1389 yılının Kosova Sahası’na sürüklendi.
"İçi boşalmış bu dev çınar, Çekirge’de yatan o mübarek cesedi doğada temsil eden canlı bir sembol değil de nedir? İç organları Kosova’nın mübarek toprağında bırakılmış, içi boşaltılmış bir beden olarak Bursa’ya getirilip bu türbeye defnedilen Sultan Murad ile bu ağacın kaderi nasıl da tek bir noktada kesişmiştir..."
Zamanın ve Doğanın Mistik Şahitliği
Sultan Hüdavendigâr, Kosova’da şehit düştüğünde, naaşının Bursa’ya kadar dayanabilmesi için iç organları çıkarılarak oradaki Meşhed-i Hüdavendigâr’a gömülmüştü. Bursa’ya, hayattayken Çekirge’de yaptırdığı bu külliyeye getirilen ise, ruhunu Rabbine teslim etmiş, içi boşaltılmış bir beden kabuğuydu. İşte tam karşımda duran çınar da aynı kaderi paylaşıyordu: Kalbi yoktu, içi tamamen boşalmıştı ama gövdesi dimdik ayaktaydı.
En büyüleyici olanı ise bu boşluğun ölümle sonuçlanmamış olmasıydı. Gövdesinin yarısı hâlâ kabuklu olan çınar, o kapkara kovuğun hemen üstünden fışkıran taze, yeşil dallarıyla göğe........
