menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Neoliberal masaldan gücün yasasına Maduro’nun derdest edilmesinden öğrendiklerimiz

12 1
08.01.2026

Maduro… Evet, ona karşı bulunulan diktatörlük ithamı yabana atılamaz, Venezuela’nın son dönemi insana bunu düşündürüyor. Devlet aklı hukukun önüne geçmiş; yargı susmuş, basın sinmiş, muhalefet nefes alamaz hale gelmiş. Faili meçhul cinayetlerin bini bir para… Uyuşturucu ticaretinin yolları hep açık… Ekonomi çökerken baskı artmış, güvenlik söylemi toplumsal hayatın üstünü örten bir perdeye dönüşmüş. Maduro yönetimi, Hugo Chavez’in başlattığı Bolivarcı hareketin içinden doğmuş olsa da belli ki zamanla o çizgiden uzaklaşmış.

Göç gerçeği bu bedelin en somut ölçülerinden biri. Birleşmiş Milletler verilerine göre Venezuela’dan ayrılmak zorunda kalan insanların sayısı yaklaşık 7,9 milyona ulaşmış. Belli ki umut duygusu sınır kapılarında kalmış. Bir ülkenin iç krizinin, milyonlarca bireyin kişisel trajedisine dönüşmesi, tarihin çok tanıdık bir hikâyesi…

Demek ki demokrasi herkese lazımmış; büyük ders belki de budur. Demokrasi, yalnızca güçlü ülkelerin vitrin malı değil; her toplumun ortak ihtiyacıdır. Adalet de öyle. “Bizden olan - olmayan” diye ayırmadan, haksızlık kimden gelirse gelsin karşı durmak gerekir. Çünkü bir ülkede zulüm içerden yükselirken sessiz kalmak ne kadar yanlışsa, zulme dışardan kelepçe takmak da o kadar yanlıştır.

Gerçek bir vicdan sınavı, tam da burada başlar: Petrolün kokusuyla değil, insanın değeriyle taraf tutabilmek… Dünyaya lazım olan tek şey, hangi bayraktan gelirse gelsin, adaletsizliğe aynı cümleyle itiraz edebilmektir.

Peki Maduro’nun günahları, Trump yönetiminin haydutça yöntemlerini meşru kılar mı? ABD’nin 3 Ocak’ta düzenlediği operasyon, karşılıklı bir çatışma değil; egemen bir ülkeye göstere göstere yapılan, doğrudan müdahale değil midir? Uluslararası hukukta açılan yeni, tehlikeli ve büyük bir gedik daha…

Maduro’nun yanında eşinin de kaçırılması, Maduro’nun ayağında terlikle sokak sokak gezdirilerek teşhir edercesine götürülmesi, en sorunlu rejime karşı bile kabul edilemeyecek bir sınır ve haysiyet ihlali. Bu haydutça adım, yalnızca bir diktatörü değil, Venezuela halkının onurunu hedef aldı.

Maduro’nun karanlığını kabul ederken, daha büyük bir karanlığın “ışık operasyonu” diye pazarlanmasına itiraz etmek gerekmez mi? Çünkü istikrarsız bir dünyada diktatörlük kadar tehlikeli olan tek şey, diktatörlükle mücadele adına hukuksuzluğun normalleşmesidir.

Trump’ın Venezuela’ya uzanan eli uluslararası hukuku hiçe sayarken, Birleşmiş Milletler bir kez daha yalnızca seyretmekle yetindi. Çok kutuplu dünyanın büyük aktörleri şimdilik yalnızca kınıyor. Yaptırımı olmayan küresel düzen, artık ancak kâğıt üzerinde yaşayan bir iyi niyet metni gibi. İşte dünyayı asıl kaygılandıran büyük gedik de budur.

Trump’ın son dönemdeki söylemi, sınır tanımaz güç siyasetinin daha çıplak bir versiyonu. Diplomasiyi bir kenara bırakmış, bir meydan okuyuş dili kuruyor. Grönland’a açık açık çökeceğini ilan ediyor. Ya parayla alırız ya da işgal ederiz mesajını en yüksek perdeden veriyor. Kanada’nın 51. eyalet yapılması yönündeki çıkışlar, Gazze’yi bir pazarlama projesi gibi gören vicdansız söylemler…… Kaynak zengini coğrafyalar, büyük güçlerin iştahını kabartan zayıf halkalar olarak görülüyor. Bu dil sıradanlaşması en büyük tehlike.

Uluslararası hukuk nerede? Bir ülkenin egemenliğine böylesine kanunsuz bir müdahale kabul edilebilir mi? Güvenlik Konseyi’nin öteki daimi üyeleri ortak bir tavır koymayacak mı? En kritik soru: Bu hukuksuzluk normalleşirse dünyanın sınırları nereye savrulur? Bugün gelinen noktada, bu soruların çoğu yankısız ve çaresiz sorular olarak kalıyor.

***

Bu arada Trump yönetimi Maduro’ya iktidarı bırakması hâlinde bir çıkış yolu olarak Türkiye’yi teklif etmiş anladığımız kadarıyla ancak Maduro kabul etmemiş. Özgür Özel, bu iddiayı Erdoğan’ın bilip bilmediğini sorguluyor; Türkiye’nin bu denklemde nasıl bir rol üstlenmeye zorlandığına dair net bir cevap arıyordu. Bu iddiaya ilişkin Cumhurbaşkanı Erdoğan da “Bize gelen böyle bir haber yok” açıklamasıyla kulislerde dolaşan söylentileri soğuk bir mesafeyle karşılamayı tercih etti.

GERİYE DÖNERSEK…

........

© Muhalif