“SEVGENÇLİK”TEN SORUMLU GENÇLİĞE
“SEVGENÇLİK”TEN SORUMLU GENÇLİĞE
Gençlik, bir toplumun dinamiğidir. Bu dinamik unsurun maddi ve manevi donanımlı olması hayati bir öneme haizdir. Çılgın, zinakâr, hayatı umursamayan, gayesiz, geleceğe ait tasarımları olmayan, üretmeyen hep tüketen bir gençlik, toplumun sırtında bir kamburdur. Zamanında çaresine bakmadığı, gençliği başıboş bıraktığı için de toplum, bu kamburun altında ezilmeye mahkûmdur.
Rasûlullah (s.a.v.); “Kul, kıyamet günü dört şeyin hesabını vermeden Allah’ın huzurundan ayrılmayacaktır. Bunlar, ömrünü nerede harcadığı, özellikle de gençliğini nerede tükettiğinden…” buyurarak, “gençlik dönemi”nin dinamizmine ve sorumluluğuna vurgu yapmaktadır. Gençlik döneminin hayrı da şerri de, ömrün diğer dilimlerinden daha etkileyici ve kalıcıdır. Çoğunlukla gençlikte edinilen alışkanlıklar ve hayat telakkileri bütün ömrü içine alacak şekilde devam etmektedir.
Toplum ve insan için bu denli önemli olan gençlerin ve gençliğin, elbette bir takım problemleri olacaktır. Önemli olan bu problemlere uygun çareler üretebilmektir. Hem devlet hem de sivil yapılanmaların, gençliğin sorunlarına yeterince eğildiğini söylemek mümkün değildir. Devletin, gençliğin yetişmesi ile ilgili gayesi ve pratiği evlere şenlik… Yetmiş yıldır klişeleşmiş bir şekilde “Milli eğitimin gayesi; laik, Atatürk ilkelerine bağlı, çağdaş bir gençlik yetiştirmektir” resmi söylemini koltuğa oturan hemen her Milli Eğitim Bakanı tekrarlar durur. Ve yetmiş yıldır da kendi görüşlerinden başkasına asla tahammül edemeyen tipik demokratlar, dine kamusal alanda asla hayat hakkı tanımayan kart laikler, yaptığı her gayr-ı meşru hareketi kamufle edebilmek ya da Müslümanları baskı altında tutabilmek için “Atatürk cumhuriyetindeyiz, Atatürk cumhuriyetinde de bunlara izin verilir mi?” diyen istismarcı gardırobu Atatürkçüler ve dinden soyutlanmayı çağdaşlık sanan asriler yetiştirmek için hummalı bir çalışma süreci yürütmüşlerdir. Genelde de başarılı olmuşlardır. Bugün devlette hâkim olan bu kadrolar, kültürel iktidarı ellerinde bulundurdukları için, resmi ideolojinin kendilerine dikte ettiği ilkeleri halka dayatmanın telaşı içindedirler.
Maalesef gençliğin önünde, kişiliğini ve kimliğini kazanmaya engel olarak bu ideolojik dayatma durmaktadır. Bugün ilkokuldan üniversiteye kadar, okulların tamamı resmi ideolojinin sultasındadır. Yalan söyleyen tarihin kendilerini şartlandırdığı üzere sahte kahramanları kurtarıcı ilan etmekte, tarihini 1923 ile........
