menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

KONFORUN KÖLESİ OLDUK!

63 0
thursday

KONFORUN KÖLESİ OLDUK!

İbn Haldun, “Mukaddime” adlı eserinde toplumların nasıl yükseldiğini ve zamanla nasıl çöktüğünü anlatırken önemli bir kavrama dikkat çeker: Teref. Teref; aşırı refah, lüks, konfor ve ihtişam içinde yaşamaya alışmaktır.

İbn Haldun’a göre teref, sadece insanların rahata düşkün hâle gelmesi değildir. Aynı zamanda toplumları ayakta tutan asabiyetin, yani dayanışma ve ortak hareket etme ruhunun, mücadele azminin ve ahlâkî değerlerin zayıflamasıdır. Asabiyet, bir toplumu “ben”den “biz”e taşıyan ve ortak dava uğruna fedakârlığı mümkün kılan bağdır. Bu bağ gevşediğinde kalabalıklar kalır ama toplum kalmaz.

Zor şartlar altında mücadele ederek bir devlet inşa eden nesillerin yerini, zamanla hazır imkânların içinde yetişen, refaha alışan ve rahatına düşkün nesiller alır. İbn Haldun bu tarihî döngüyü yaklaşık üç-dört nesil üzerinden açıklar: Devletin kuruluşunda ağır bedeller ödeyen ilk nesil, elde edilen nimetlerin ve kazanımların kıymetini çok iyi bilir. İkinci nesil, kendinden önceki kuşağın mücadelesine şahit olduğu için bu bilinci büyük ölçüde korur. Ancak sonraki nesiller, verilen mücadelenin hikâyesinden ve ödenen bedellerden uzaklaşır; kendilerine miras kalan imkânları hayatın doğal bir parçası olarak görmeye başlar. Böylece emek, fedakârlık, kanaat ve dayanışma gibi değerler aşınırken tüketim arzusu, gösteriş ve lüks düşkünlüğü giderek yaygınlaşır. Artan lüks harcamalar devletin mali yükünü ağırlaştırır. Devlet, büyüyen giderlerini karşılayabilmek için halkın üzerindeki vergi yükünü artırmak zorunda kalır. Ağırlaşan ekonomik yükler halkın geçim gücünü zayıflatırken toplumsal huzursuzluğu da derinleştirir. Nihayetinde toplumun dayanışma ruhu, mücadele azmi ve devleti ayakta tutan savunma direnci aşınmaya başlar.

Kısacası İbn Haldun’a göre lüks, bir medeniyetin yükselişini sağlayan ruhu zamanla tüketen bir çöküş sebebidir.

Kur’an da aynı gerçeğe dikkat çeker. İsrâ Suresi’nde, bir toplumun helâkinin yolunun refah içinde şımaranların yoldan çıkmasından geçtiği bildirilir:

وَإِذَا أَرَدْنَا أَنْ نُهْلِكَ قَرْيَةً أَمَرْنَا مُتْرَفِيهَا فَفَسَقُوا فِيهَا فَحَقَّ عَلَيْهَا الْقَوْلُ فَدَمَّرْنَاهَا تَدْمِيرًا

“Bir ülkeyi helâk etmek istediğimizde, oranın şımarmış zenginlerine (emrederiz de) orada fasıklık ederler. Artık o ülkenin başına azap sözü hak olur ve orayı yerle bir ederiz.” (İsrâ, 17/16)

Ayetteki “mütrefîn” kelimesi, İbn Haldun’un “teref” dediği hâlin sahiplerini ifade eder. Yani asırlar sonra feraset ve basîret sahibi bir zatın gözlemlediği şey, Kur’an’ın çok daha önce haber verdiği bir hakikattir.

Bugün yaşadıklarımız da bu tespiti hatırlatıyor. Bir zamanlar lüks sayılan şeyler artık ihtiyaç kabul ediliyor. Daha büyük ev, daha pahalı araba, daha gösterişli kıyafet… Önce “olsa güzel olur” denilen şey, kısa sürede “olmazsa olmaz” hâline geliyor. İstekler bitmiyor, kanaat azalıyor. İnsan, ihtiyaçlarını karşılamak için değil, arzularının peşinden koşmak için yaşıyor. Kur’an bu yarışı şöyle tasvir eder:

“Çoklukla övünmek sizi, kabirlere varıncaya (ölünceye) kadar oyaladı.” (Hatta bazı tefsirlere göre kabirdeki ölülerin sayısıyla bile övünecek kadar dünyaya daldırdı.) (Tekâsür, 102/1-2)

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) şöyle buyuruyor:

«لَوْ أَنَّ لِابْنِ آدَمَ وَادِيًا مِنْ مَالٍ لَابْتَغَى وَادِيًا ثَانِيًا»

“Âdemoğlunun bir vadi dolusu malı olsa bir vadi daha ister.” (Buhârî, Rikāk, 10; Müslim, Zekât, 116)

Sorun zengin olmak değil, zenginliğin insanı esir almasıdır. Helâl yoldan kazanan, kazancının hakkını veren ve malı kalbine yerleştirmeyen........

© Mir'at Haber