menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nusayrî Politikası ve Yerel Eşrafın Vizyonsuzluğu

30 0
07.09.2026

Osmanlı Devleti, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren imparatorluğun her köşesindeki toplulukları ortak bir vatandaşlık duygusu ve toplumsal barış zemini etrafında kenetleme amacını gütmüştür. Tanzimat döneminde başlayan merkezîleştirme hamleleriyle birlikte tarihsel süreçte "gulat-ı râfızî" nitelemesiyle tanımlanmış olan Nusayrîler, "İslâm ahalisinden" ve devletin asli bir unsuru olarak kabul edilmeye başlanmıştır. II. Abdülhamid dönemine gelindiğinde ise bu vizyon Ehl-i Sünnet omurgalı bir eğitim, imar, dinî tashih ve toplumsal entegrasyon hamlesiyle taçlandırılmıştır. Lazkiye, Antakya, İskenderun, Cebele ve Sahyun hattında 120 bini aşan yoğun bir nüfusa sahip olan Nusayrîlerin İngiliz Protestan ve Fransız Katolik/Cizvit misyonerlerinin yıkıcı faaliyetlerinden korunması ve devletle bütünleştirilmesi için Osmanlı merkez yönetimi muazzam bir ihya hamlesi başlatmıştır. Ancak İstanbul’un bu kapsayıcı, kucaklayıcı ve uzun vadeli devlet vizyonu taşradaki yerel eşrafın dar ufuklu hesaplarına, sınıfsal çıkarlarına ve vizyonsuz tutumlarına çarpmıştır.

Osmanlı Merkezinin Kapsayıcı Vizyonu

II. Abdülhamid yönetimi, Nusayrî meselesini salt bir asayiş veya güvenlik problemi olarak görmemiş, aksine topluluğun yüzyıllardır süregelen izolasyonunu kırarak onları toplumsal ve dinî hayatın asli bir parçası haline getirmeyi amaçlamıştır. Bu doğrultuda Osmanlı merkez yönetimi bölgeye eşi görülmemiş bir kurumsal yatırım ve kamu hizmeti seferberliği taşımıştır. Merkezin kararlılığıyla Lazkiye, Antakya, İskenderun ve çevre kazalarda geniş çaplı bir imar faaliyeti yürütülmüştür. Bölgede ilk etapta 15 mescit ve 23 okulun yapılması kararlaştırılmış, ardından Padişah iradesiyle Antakya ve İskenderun’da 25 okulun kurulması ve 10 cami inşası onaylanmıştır. Süreç içinde Lazkiye ve çevresindeki köylerde 15 mescit ve 15 mektep tamamlanmış, Merkab, Sahyun, Cebele ve diğer sancaklarda toplamda 40 mescit ve mektep planlanarak kısa sürede bunlardan 17'si tamamen bitirilip törenlerle ibadete açılmıştır. Merkez, eğitim yatırımlarını kalıcı kılmak adına pedagojik tedbirler almıştır. Nusayrî çocuklarının ana dilinin Arapça olması sebebiyle Ehl-i Sünnet akaidini öğreten Telhis, Mülahhas ve Mufassal gibi risaleler ile Şam eski Müftüsü Hamzazâde Mahmûd Efendi’nin Arapça ilmihali vilayet matbaasında bastırılarak ücretsiz dağıtılmıştır. Her köyde açılan ibtidâî mekteplerde temel İslâmî bilgiler ile Osmanlıca ve Arapça bir arada okutulmuştur. Ayrıca Müslüman ve Nusayrî çocukların aynı sınıflarda yan yana eğitim almaları sağlanarak tarihsel husumetlerin ortadan kaldırılması hedeflenmiştir.

Eğitim ve irşad faaliyetlerini yürütmek üzere Ehl-i Sünnet ulemadan muallimler atanmış, Lazkiye Maarif Müdürü Halil Kemal, Şam ulemasından Mekâtib Müfettişi Şeyh Ali Reşid Efendi gibi isimler sahanın idaresiyle görevlendirilmiştir. Müfettişlik mekanizmasıyla taşra düzenli teftiş edilmiş, örneğin İskenderun ve Antakya mekteplerinin fahri müfettişliğini........

© Milli Gazete