We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

İyi tarafından bakarsak…

8 3 10
05.02.2019

Türkçe tarih boyunca birçok yabancı dilin etki alanına girdi. Bunların bir kısmı bile isteye giriştiğimiz yakınlaşmalar ve etkileşmelerdir. Din değiştirmemizden sonra Arapça ve Farsça karşısındaki durumumuz böyledir. Arapça’yı, girdiğimiz dinin kitabının dili olarak benimsedik. Öğrendik, öğrettik. Kendimize ilim dili seçtik ve o ölçüyü uzun yıllar devam ettirdik.

Farsça, hem din kavramları bakımından, hem de edebiyat bakımından benimsediğimiz bir dildi. Biz İslamiyet’i, onlardan öğrendik. Onların Arapça’dan tercüme ettikleri kavramları aldık. Mesela, Arapça ‘salat’ demedik, Farsça ‘namaz’ dedik. ‘Savm’ demedik, Farsça’dan rûze’yi oruç şeklinde Türk sesiyle aldık. Peygamber, abdest ve günah gibi daha onlarca kavramı Farsça’dan aldık.

Fakat Farsça’nın Türkçe üzerindeki tayin edici etkisi daha başka ve büyüktür. Biz Türkler Fars Edebiyatı’nı örnek aldık ve edebiyatta acemleri hoca edindik. Bununla da kalmadık, zor kabul edilir bir hamleye giriştik. Bütün Türkçe kelimeleri esas itibariyle Farsça sayan bir anlayışı benimsedik. Bu duruma göre, her kelimenin sesi, telaffuz ölçüsü Farsça’nın estetiğine göre olacaktı. Seste ölçü (miyar) Farsça’ydı. Bu, belki de bütün tarih asırlarında nadir görülecek bir haldi. Uzun konuşulacak bir bahistir.

Bu kadar derin bir kabullenişi çok kimse bir teslimiyet gibi anlayabilir. Son zamanların sulandırılmış moda tabiriyle ‘Türkçe’nin bekası’na yol açacak bir ağır tercih gibi değerlendirebilir. Bunu ilk defa bu yazıda gören bir kimsenin ilk düşüncesi de bu olabilir. Şayet az çok bir tarih ve edebiyat kültürü yoksa hala böyle düşünmeye de devam edebilir. Öyle ya, kendi dilinin ses tartımını bir başka dile göre ayarlamayı kural haline getirmiş görünüyorsunuz. Başka türlü anlaşılması güç bir mesele.

Ama öyle mi?

Neticeyi söylemeye çalışalım: Türkçe, bu ağır vesayet görüntüsünden tahmin edilenden çok çok az zarar görerek çıkmıştır. Faydası zararından bin kat daha yüksektir. Bunu bir mucize gibi kabul etmek mümkündür. Türk kendisi kalmayı başarmıştır. Kendi ses sistemi içinde kendi sesini yaratmıştır. Türk, dilini güzelleştirmek için bu yolu seçmiş diyeceğiniz bir sonuç vardır. Şuurlu bir tercih olduğunu düşündürecek bir süreç yaşanmıştır. Taklidçileri geçiniz. Onlar örnek olmaktan uzaktır. İstisna olarak kalmışlardır. Okumuşlar arasında çeşitli görüşler ve yollar takip edilse de Türkçecilik merkezdedir.

Farsça’yı Türkçe için ölçü alışın nasıl uygulandığı ve ne netice verdiği önemlidir. Bazılarının ölçüsüzce iddia ettiği gibi bir durum yoktur: Türkçe hiçbir zaman Farsçalaşmamıştır. Çünkü önce bir büyük millet dili olarak Türkçe’nin kudreti buna manidir. Diğer taraftan yaratılış ve sosyal oluşumu, dillerin ve milletlerin oluşumu gerçeğini görmek lazımdır. Dil ve hançere zor değişir. Asırlar ister. Dilde Farsçanın benimsenmesinde hançereyi değiştirmek gibi bir........

© Milli Devlet