Sandıklarımız yanıldığımıza yetmedi
Bir yıl daha bitti. Bir takvimin son yaprağı düşerken hayat duvarımıza bir çentik daha attık. Nice umutlarla girdiğimiz 2025 eksilirken hayatımızdan “hayal kırıklıkları” bırakarak arkasında bıraktı yerini 2026'ya.
Kaybettiklerimizi, yenilgilerimizi, tesellilerimizi, savaşları, barışları ve daha nicesini bugün itibariyle 2025’in bodrum katına kilitledik. Hayallerin keşkelere dönüşmemesini umut ederek şimdi yeni bir sayfa açıyoruz kendimize: “2026!”
Bir aydınlanma, bir ışık, yolda bir işaret arıyoruz aslında. Hayatın telaşesinde savrulurken, bazen duraklamak, bir an durmak isteriz. Olduğumuz yerde durup bir duraklama anı yaşarız. O an, aslında sahip olduğumuzu sandığımız her şeyin bizi nasıl ele geçirdiğini fark ettiğimiz andır. Aradığımız aydınlığı o “an”da yaşıyoruzdur pek fark etmesek de... Bunu hem de modern dünyanın o ışıltılı ambalajlarının gözlerimizi kamaştırmaya başladığı bir zamanda yapıyoruz.
Bu zamanın o cafcaflı ışıklarını tek tek açıp karanlıkta kalan boşlukla yüzleştiğimizde bir şeyleri daha iyi anlamlandırmaya başlıyor insan. İçinde bulunduğumuz durumun, etrafımızda olan biten onca olayın esasında avucumuzda kalan koca bir yanılgı olduğunu fark edemiyoruz.
Hayatın dikiz aynasına baktığımızda yaşadıklarımızın bir yanılsamadan, bir sayıklamadan, koca bir hayal kırıklığından başka bir şey olmadığını fark ediyoruz. Hayat sandığımıza doldurduğumuz bu hayal kırıklıklarına duçar olmamıza neden olan sandıklarımızla biraz yüzleşelim dilerseniz.
Sekiz beş arası çalışarak hesabımıza yatan maaşı kendi irademizle harcadığımızı sandık. Böyle olunca da kendimizi “modern dünyanın özgürü” sanıyorduk.
“Borç yiğidin kamçısıdır” diyerek üç yıllık maaşımızı kredi taksiti olarak ötelediğimizi fark edemeyerek uzun zamandır borç içinde yaşamayı maharet sandık.
Evde yemek yapmak yerine getirli, götürlü, sepetli kuryelere........
