menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Stratejik körebe

13 0
previous day

Bu yazıdan kaçamazsınız.

Çünkü kaçmak için ihtiyaç duyduğunuz o kapıyı, yani ‘yön duygunuzu’ çoktan o parlak ekranlara teslim ettiniz. Nereye gideceksiniz? Usturlapınız yok. Haritanız silinmiş. Zihninizdeki yön tabelaları sökülmüş. Madem kaçış yok, o zaman yüzleşelim.

Şans bu ya yine eski bir ahşap masada karşılıklı oturmuşuz, dışarıda Ocak ayının ayazı camları zorluyor, elimizde ince belli bardaklar varmış gibi konuşalım.

Size bir bilmece soracağım ama cevabı hemen vermeyeceğim. O cevabı, bu yazının sonunda, en dipte bulacaksınız.

"Yolları var ama asfaltı yok. Kütüphanesi var ama rafları yok. Hesap yapar ama pili yok. Kullanmazsanız toz olur, silinir gider. Nedir bu?"

Cevabı buldunuz mu?

Sakın o teknolojik koltuk değneklerine, arama motorlarına falan yaslanmayın. Bırakın zihniniz biraz zorlansın, o eski çarklar gıcırdayarak da olsa dönsün. O zorlanma hissi var ya; işte o, zihninizin hala yaşadığının kanıtıdır.

Şimdi size bir itirafta bulunmak istiyorum. Gözlerimin önünde sessiz bir vedayı, bir türün yok oluşunu izliyorum. Ve korkarım ki o tür, biziz.

Hatırlar mısınız eskiden "yol bulmak" diye bir macera vardı? Bir adrese giderken burnumuza taze ekmek kokusu geliyorsa fırına yaklaştığımızı anlardık. "Köşedeki o heybetli çınarı dönünce" tarifindeki o çınar, bizim için sadece bir ağaç değil, bir kerteriz noktasıydı.

Sadece yolları değil, mekanların ruhunu da okurduk. Bir medrese avlusuna, bir ilim meclisine girdiğimizde oranın kendine has bir kokusu, bir dokusu olurdu.

Medrese kaşığını bilir misiniz?

O sofralara oturduğumuzda, yemek ne olursa olsun hep tok kalkılırdı. O yemeklerin kokusu bir başkaydı; çünkü pişen sadece aş değil, muhabbetti. Melodinin, ritmin, iki çift lafın, hatta sadece birbirine bakmanın bir anlamı, derin bir "manası" vardı.

Hatta bazen yolumuzu şaşırırdık ama bu korkutucu değildi; bir keşif bahanesiydi. Yanlış sokağa sapmak demek, haritada olmayan o salaş kahvehaneyi, o sarmaşıklı evi keşfetmek demekti. O anı cebimize atar, dostlarımız için saklardık; "Seni harika bir yere götüreceğim, geçen gün kaybolduğumda tesadüfen buldum" demenin hazzı vardı.

Geçen gün bir test yaptım. O mavi çizgiyi, navigasyonu kapattım. Sadece üç yıl önce avucumun içi gibi bildiğim sokaklara daldım. Sonuç? Az kalsın kendi mahallemde, o çok güvendiğim görsel hafızam imdadıma yetişmese, bir turist gibi çaresiz kalacaktım.

Bu durum basit bir unutkanlık değil; bu bir "dünya........

© Milat