menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Lütfen ayarlarımla oynamayınız

15 0
sunday

Olay mahallimiz sıradan bir market kasası. Önümdeki beyefendi, elindeki kredi kartını POS cihazına tutuyor ama beklenen o kutsal "bip" sesi bir türlü gelmiyor.

Kasiyer kızımız, cihazın tuşlarına sanki nükleer füze kodlarını giriyormuş gibi gergin bir dikkatle basıyor. Arkada bekleyen on kişiyiz. Ortamdaki sessizlik o kadar yoğun ki, en arkadaki teyzenin poşet hışırtısı stüdyo kaydı gibi yankılanıyor kulağımızda.

Birimiz öksürse, sanki pim çekilmiş gibi toplumsal bir infilak yaşanacak.

İşte tam o "bip" sesinin gelmediği o üç saniyelik, asır gibi gelen boşlukta fark ettim: Biz aslında insan değiliz, ayaklı birer işletim sistemiyiz ve şu an "Mavi Ekran" veriyoruz.

Sanki alnımızda görünmez bir hata kodu beliriyor: "Sistem yanıt vermiyor. Beklemek mi istersiniz, kavga mı etmek istersiniz?"

Geçenlerde sevdiğim bir abimin suratından okumaya çalıştığım bir analiz durumu özetliyor aslında: Biz, "beklemenin" ve "can sıkıntısının" ne demek olduğunu bilen son nesiliz. Bizden sonrakiler, o üç saniyelik boşluğu bile tahammül edilemez buluyor çünkü beyinleri sürekli dopaminle beslenmeye alışkın. Biz ise arada derede kaldık. Çocukluğumuzda "Ayşegül Tatilde"yi okuyup sıkıntıdan duvardaki desenleri sayardık; şimdi ise cebimizdeki dünya ile o market sırasındaki üç saniye arasında sıkışıp kalıyoruz.

Sabır taşımız çatlamış, üzerine Japon yapıştırıcısı dökmüşüz ama nafile; yine de tutmuyor. O market kuyruğundaki "sistem hatası", sokağa adım attığımız an direksiyon başına da sıçrıyor.

Sabah trafiğine şöyle bir bakın. Herkes evden çıkarken sanki fabrika ayarlarında çıkıyor. Yüzlerde, ütüsü bozulmasın diye giymeye kıyamadığı o "Ben modern, medeni ve kurallara uyan bir beyefendiyim" maskesi var.

Ama kontak anahtarını çevirdiğimiz an yazılım güncelleniyor. Direksiyonu tutan........

© Milat