Görüldü
Yarısı bölünmüş bir simit ve karton bardakta soğumaya yüz tutmuş bir çay... Bütün hikaye bu kadardı aslında. Ama bazen bir simit kırıntısı, en pahalı sofralardan daha çok şey anlatır. Başımı kaldırdım, o simidin ve çayın sahiplerine baktım.
O an etrafta neyin çaldığının, şehrin hangi telaşla aktığının hiçbir önemi kalmamıştı. Çünkü karşımda duranlar, bütün sesleri bastıracak kadar güçlü bir sessizliği paylaşıyordu. Konuşmuyorlardı. Sanki kelimeleri çoktan tüketmişler, alfabesi sadece bakışmak ve durmak olan yeni bir dil icat etmişlerdi.
Bizler "Görüldü" kelimesini hep telefon ekranlarındaki sembollerle tanıdık. Ama o iskelede şahit olunan şey, dijital bir bildirimden çok daha başkaydı. Kimsenin içini, derdini, ne yaşadığını bilmek haddimiz değil elbette. Ama o duruşa bakınca anlıyorsunuz; belli ki sevmeyi o ışıltılı vitrinlerin önünde öğrenmemişlerdi. O birliktelik, bugünün sığlığına inat, çok daha eskilere uzanan kadim bir buğu içeriyordu.
İçlerinde yıllardan kalma bir birikim var gibiydi. Henüz sahile, o kalabalığa bırakmak istemedikleri, kendilerine sakladıkları bir serinlik hali... Birbirlerine hesap sormadan, hayattaki her sorunun bir çaresi olduğunu bilerek yürüyorlardı. Adımları senkronize değildi belki, robotik bir uyum içinde değillerdi........
