menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Suriye yazıları 5: Yermuk – İnsanlığın enkazı

8 0
06.05.2026

Bir önceki yazımda, Sednaya Cezaevi’nde elinde kırmızı bir urgan ipiyle iki oğlunu arayan yaşlı bir teyzeyi anlatmıştım. Ardından aynı cezaevinde altı yıl kalan ve Yermuk Kampı’na dönen Ahmet’in hikâyesini paylaşmıştım. Bugün ise bu yazı dizisinin en ağır duraklarından birini, Yermuk Kampı’nı yazacağım.

Yermuk, üç kuşağın yaşadığı, üç kuşağın da acıya gömüldüğü bir Filistin kampı. İlk kuşak 1948’de buraya geldi. Yurtsuzluğun, çaresizliğin ilk mevsimi o zaman başlamıştı. Ama sonraki yıllar bu ilk göçü mumla aratacak kadar karanlıktı.

300 bin Filistinlinin yaşadığı kamp, Esed rejiminin zulmünden kaçanlarla birlikte 2018’de yaklaşık 1 milyon 200 bin kişiye ev sahipliği yaptı. Düşünün: 3 km eninde, 5 km boyunda bir kamp… Varın siz hesap edin; kaç metrekareye kaç insan düşer, ne kadar hava solunur, ne kadar umut sığar…

Kamp, Şam’ın yalnızca 7 km güneyinde. Ama bu mesafe umutla zulüm arasındaki uçurumu kapatamıyor. Çünkü Suriye’de gördüğüm gerçek şu: Filistin kampları ya bombalanmış ya da açlığa mahkûm bırakılmış.

Yermuk, insanların ağaç kabuğu yediği, köpek etiyle hayatta kalmaya çalıştığı bir trajedinin adı. “Hastane” diye gösterilen yerlerde 20 metreyi bulan çukurlar var. Tedavi değil, ölüm kazılmış o çukurlara. Kamp aylarca kuşatma altında kalmış; içeri giriş yok, dışarı........

© Milat