menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Egemenlik kelepçede: Gücün hukuku esir aldığı yeni dünya eşiği

10 1
09.01.2026

MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Bir devlet başkanına yönelik müdahale iddiaları, uluslararası hukukun sınırlarını ve küresel düzenin meşruiyetini yeniden tartışmaya açarken; dünya, güç ve hukuk arasındaki en tehlikeli eşiğe yaklaşıyor.

Kamuoyuna yansıyan iddialar, yorumlar ve karşılıklı açıklamalar, dünyanın uzun süredir birikerek gelen geriliminin, artık görünür bir kırılma noktasına ulaştığını gösteriyor. Bir devlet başkanının, başka bir gücün güvenlik doktrini kapsamında yakalandığı ve yargı sürecine taşındığına dair haberler, gerekçesi ve gerçekliği ne olursa olsun, uluslararası sistemin algısal mimarisinde, derin bir sarsıntı yaratmıştır. Zira uluslararası düzen, yalnızca fiili eylemlerle değil, bu eylemlerin mümkün ve meşru görülebilmesiyle de ayakta durur ya da çöker. Bugün tartışılan mesele tekil bir ülke, tek bir lider ya da tek bir operasyon değildir; mesele, egemenliğin sınırlarının kim tarafından, hangi gerekçeyle ve ne ölçüde aşılabileceği sorusudur.

Washington yönetiminin söylemi, küresel güvenlik ve sınır aşan suçlarla mücadele çerçevesine otururken, çok sayıda ülke ve hukuk çevresi, bu yaklaşımın, uluslararası hukukun temel taşları olan egemenlik, dokunulmazlık ve güç kullanma yasağını aşındırdığını savunmaktadır. Buradaki kırılma, “istisnai durum” söyleminin kalıcı bir norma dönüşme riskidir. Eğer bir devlet, başka bir devletin en üst makamını, kendi hukuk sistemine tabi kılma yetkisini fiilen kullanabiliyorsa, bu durum yalnızca hedef alınan ülkeyi değil, tüm orta ve küçük ölçekli devletleri doğrudan ilgilendiren bir emsal üretir. Küresel medyada “jeopolitik kırılma” vurgusunun öne çıkması da bundandır; zira mesele, hukuk ile güç arasındaki kadim gerilimin, güç lehine açık bir faza geçip geçmediğidir.

Tepkilerin çeşitliliği, dünyanın fiilen iki hatta daha fazla algı kampına bölündüğünü göstermektedir. Bir kesim, otoriter yönetimlere karşı uluslararası müdahaleyi meşrulaştıran bir dil kullanırken, diğer kesim bunun yeni bir müdahalecilik ve kaynak odaklı güç siyaseti olduğunu savunmaktadır. Latin Amerika’da yaşanan toplumsal tepkiler de, bu ikiliği........

© Kıbrıs Postası