İnsanın tatminsizliği neden arttı?
İnsanlık, tarihin hiçbir döneminde bugünkü kadar güçlü olmamıştı. Bilgiye erişim saniyeler içinde mümkün, mesafeler neredeyse ortadan kalkmış, iletişim sınır tanımaz hale gelmiş durumda. Bir zamanlar hayal bile edilemeyen teknolojiler artık gündelik hayatın sıradan parçaları. Fakat bütün bu ilerlemeye rağmen, insanın iç dünyasında garip bir eksilme hissi giderek daha görünür hale geliyor: Derin bir tatminsizlik, anlam arayışında bir yorgunluk ve tarif edilmesi zor bir boşluk…
Bu durum, modern çağın en büyük paradokslarından biridir. Dış dünya genişledikçe, iç dünya daralıyor. İnsan, sahip oldukları arttıkça kendini daha eksik hissediyor. Peki neden?
Modern dünya, insanı sürekli “daha fazlasına” yönlendiren bir sistem üzerine kurulu. Daha fazla başarı, daha fazla görünürlük, daha fazla üretim… Bu döngü, bireyin değerini sahip oldukları ve sergiledikleri üzerinden tanımlıyor. Sosyal medya platformlarında herkes kendi hayatının sahnesinde bir oyuncuya dönüşmüş durumda. Gülüşler, başarılar, mutluluklar paylaşılıyor; fakat bu paylaşımlar çoğu zaman bir hakikati değil, bir temsili yansıtıyor. İnsan, görünmek için yaşamaya başladığında, “olmak”tan uzaklaşıyor.
Bu noktada derin bir kırılma yaşanıyor:........
