Othello’dan Kemal’e: Masumiyetin mülkiyet hikâyesi
Orhan Pamuk’un bir söyleşisinde kurduğu “Bütün Ortadoğulu erkeklerin kafalarındaki pisliklerden bende de var. Bu yüzden yönetmen olarak Zeynep Hanım’ı seçmemizden çok memnunum.” cümlesi sosyal medyada yayıldığında sözün bağlamından çok yankısı konuşuldu.
Dijital çağda bir yazarın ağzından çıkan ifade kurmaca dünyasının içindeki uzun yürüyüşten koparılıyor, cümle metnin önüne geçirilerek hüküm dağıtma aracına dönüştürülüyor. Oysa yazarının ederini, neliğini belirleyecek olan, sözlerinin ağırlığını ölçmeye hazır bekleyen mahkeme zabıtları değildir. Yazar romanlarıyla tartılır çünkü roman tek bir cümleyle kavranamayacak kadar karmaşık bir bilinç alanı kurar. Roman karakteri yazarı temsil eden bir vekil sayılamayacağı gibi kurmaca, yazarın kişisel itiraf defteri olarak okunamaz. Buna rağmen Orhan Pamuk söz konusu olduğunda aynı refleks her defasında devreye giriyor ve ağzından çıkan sözler romanlarının çok katmanlı yapısının önüne geçiriliyor. Bu durum makus bir talih olabilir, bilinçli bir strateji de olabilir fakat şahsen onun üstün edebiyatının doğasını belirlemez.
Yine de makus ifadeyi tartışma dışı bırakmak mümkün değil. “Ortadoğulu erkek” gibi sosyolojik karşılığı muğlak bir kategorinin genelleyici biçimde kullanılması, kültürel karmaşıklığı tek tip bir psikolojik arızaya sabitleme riskini taşır. Saplantılı, kıskanç, kontrolcü erkek figürü belirli bir coğrafyanın özelliği gibi sunulduğunda tarihsel ve toplumsal katmanlar silikleşir. Oysa patriyarka yalnızca aile içi tahakkümle sınırlı bir gelenek kalıntısı değildir. Mülkiyet ilişkileriyle, modernleşme süreçleriyle, sınıfsal hiyerarşilerle ve arzunun........
