menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Pazar günü o “316 AK Parti milletvekili” ne düşündü?

18 0
latest

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik açıkladı, CHP’ye “mutlak butlan” kararı verilmesinin hiçbir yerinde hiçbir şekilde AK Parti olarak da Cumhur İttifakı olarak da yoklarmış. Kemal Kılıçdaroğlu’nun mutlak butlan olarak partiye getirilmesi olayının herhangi bir yerinde değillermiş. CHP’nin içi Ortadoğu’dan bile karışıkmış. Yargının bulduğu deliller, yargının yaptığı değerlendirmeler sonucunda bu tablo ortaya çıkmış!

Ama Ömer Çelik’in bu dediklerine önce kendisinin inanması sonra da kendi partililerini ve AK Parti tabanını inandırması gerekiyor. Çünkü AK Parti seçmenin yüzde 46.6’sı AK Partinin yargıya müdahale ettiğine, yine yüzde 42’si hakim ve savcıların kararlarını AK Partinin yönlendirmesiyle verdiğine inanıyor. Bu durumda AK Parti seçmenin yarısı “mutlak butlan” kararında da Ömer Çelik’in “yargı delilleri bulmuş, değerlendirmiş” sözüne inandırıcı bulmadı.

Ülkenin yüzde 71’inin iktidarın yargıya müdahale ettiğine inandığı, yüzde 76’sının mahkemelere güven duymadığı, mahkemelik olursa haksızlığa uğrayacağına inandığı bir Türkiye gerçeği ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın CHP’yi silkeleyin talimatının ardından devreye giren bir yargı gerçeği ortadayken AK Parti sözcüsü Ömer Çelik çıkıyor ve “yargı delil bulmuş, değerlendirmiş, vallahi billahi biz bu operasyonun hiçbir yerinde yokuz” açıklaması yapıyor ve inanılmasını istiyor.

Gelelim AK Parti Sözcüsü Çelik’in, “Yargının yaptığı değerlendirmeler sonucunda bu tablo ortaya çıktı” dediği, pazar günü CHP genel merkezinde ortaya çıkan o tabloya, yaşananlara.

Denilebilir ki, polis müdahalesiyle genel merkezin boşaltılıp Kılıçdaroğlu’na teslim edilmesi için Kılıçdaroğlu’nun avukatı dilekçe vermişti…

Evet amla böyle bir durumda, siyasi partilerin anayasa nezdindeki özel konumu ve ortamın gerilimi karşısında “müdebbir” bir iktidar nasıl davranırdı?

Mesela İçişleri Bakanı veya Ankara Valisi, Özgür Özel’e telefon açarak, ortada bir mahkeme kararı olduğunu ve uygulanması için Kılıçdaroğlu’nun avukatının dilekçe verdiğini belirterek görevli bir memurun partiye gelip tebligatta bulunacağını söyleyerek zorluk çıkarılmamasını isteyemez miydi?

Fakat böyle yapılmadı.

Devletin anayasal düzeni korumakla görevli kolluk kuvvetleri, önce demokratik siyasetin ana aktörlerinden biri olan ana muhalefet partisinin genel merkezi önünde barikatlar kurdu; sokağa giriş ve çıkışları kapatarak binayı çevreledi, güvenlik önlemini aldı… Sonra merkezden aldıkları “operasyon tamam” talimatıyla olsa gerek, birden binanın bahçesine sis bombaları atıldı, gaz sıkıldı; kolluk kuvvetleri bir yandan da ellerindeki testerelerle demir kapıları kesmeye başladılar. Binanın giriş camları kırarak CHP Genel Merkezi’ne girdiler.

Son derece gergin ortamda TOMA’larla, biber gazlarıyla, polis birlikleriyle yaratılan o sahne, Türkiye adına utanç vericiydi. Bir hukuk devletinde asla yaşanmaması gereken bir manzaraydı. Ama itiraf ediyorum ki yalnızca utanç verici değil, aynı zamanda ürkütücüydü. İçişleri Bakanlığı, sanki ağır........

© Karar