menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

CHP'nin kaçırdıkları, AK Parti'nin topladıkları

19 0
15.05.2026

AK Parti uzun zamandır sadece siyaset yapmıyor; sahne kuruyor, ışık ayarlıyor, kamera açısını belirliyor.

Rozet törenleri, katılım haberleri, belediye başkanı transferleri, yan yana verilen fotoğraflar…

Hepsinin tek bir cümlesi var:

“Çekim merkezi benim.”

AK Parti’nin vermek istediği mesaj açık:

“31 Mart’ta yara aldım ama merkez hâlâ benim.”

“Onlar belediye kazanıyor, ben onların belediye başkanlarını yanıma alıyorum.”

Siyasette bazen bir rozet, bin cümleden daha güçlüdür.

Hele o rozet, yıllarca CHP kimliğiyle siyaset yapmış, CHP seçmeninden oy almış, AK Parti’ye ve Erdoğan’a ağır sözler söylemiş bir isme takılıyorsa artık mesele sadece “parti değiştirme” değildir.

Bu bir siyasi fotoğraftır.

Bu bir psikolojik üstünlük hamlesidir.

Bu bir güç gösterisidir.

Burcu Köksal’ın AK Parti’ye geçişi bu nedenle sıradan bir transfer gibi okunamaz. Çünkü bu transferle AK Parti sadece bir belediye başkanını saflarına katmadı. CHP’nin “biz birinci partiyiz, ilk seçimde iktidarız” iddiasına da gölge düşürmek istedi.

“Sen iktidar yürüyüşü diyorsun ama kendi seçilmişini bile tutamıyorsun.”

“Sen millete umut vaat ediyorsun ama kendi kadronu ikna edemiyorsun.”

“Sen güçlüyüm diyorsun ama kapından çıkan benim kapıma geliyor.”

AK Parti’nin siyaset aklı tam da burada çalışıyor.

Sadece kendi tabanına moral vermiyor.

CHP tabanına kuşku salıyor.

Kararsız seçmene “CHP hazır değil” duygusunu işliyor.

Dostlarına güven, karşıtlarına yılgınlık aşılıyor.

Siyasette en etkili propaganda bazen meydanda yapılan konuşma değildir. Rakibin içinden kopan bir ismin sizin kürsünüzde gülümsemesidir.

AK Parti bugün bunu yapıyor.

CHP’nin iç zafiyetlerini kendi siyasi malzemesine dönüştürüyor.

CHP, 31 Mart’tan sonra çok büyük bir fırsat yakaladı. Yıllar sonra ilk kez AK Parti karşısında psikolojik üstünlüğü aldı. Sağ ve muhafazakâr seçmende bile “acaba?” sorusunu uyandırdı. Normalleşme adımlarıyla daha geniş bir alana seslenme ihtimali doğdu.

Fakat CHP’nin eski hastalığı yine nüksetti.

Başarıyı yönetememe hastalığı.

Kendi iç kavgasını bastıramama hastalığı.

Liderini yıpratma hastalığı.

Kazandığı zemini koruyamama hastalığı.

CHP’de her başarıdan sonra bir iç gerilim başlıyor. Her yükselişten sonra bir hizip savaşı çıkıyor. Her umut dalgasının ardından birileri........

© Internethaber