menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Öğretmenlerin statüsü tavsiyesi ışığında Türkiye’de öğretmenlik 19 Eylül 2026

23 0
19.09.2026

“Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, eğitimin dinamik yönü karşılıklı ve canlı etkileşimdir. Bunun mimarı da öğretmendir.”

Prof. Dr. Feyzi Uluğ ile Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesini konuştuk.

Sn. Hocam, her yıl 5 Ekim tarihi tüm dünyada Dünya Öğretmenler Günü olarak kutlanmakta. Bildiğiniz gibi, bizim ülkemizde Öğretmenler Günü, Büyük Atatürk’ün “başöğretmen” unvanını resmi olarak kabul ettiği güne atıfla 24 Kasım tarihinde kutlanıyor. Ama kimi eğitim sendikaları bu tarihle birlikte 5 Ekim’i de Dünya Öğretmenler Günü olarak kutlamaktalar. Bu tarihin seçilmesinin nedeninin Uluslararası bir belge özelliğindeki Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi ile doğrudan ilgili olduğunu biliyoruz. Bugün sizinle bu konuyu, yani Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi’nin ne olup ne olmadığını ülkemize dönük çıkarımlarıyla birlikte ele alarak, konuya ilişkin görüş ve değerlendirmelerinizi bizimle paylaşmanızı istiyoruz.

Öğretmenlerin Statü Tavsiyesi nedir? Genel çerçevesiyle bize özetler misiniz?

En kısa anlatımla Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi, resmi anlamda 1966 yılında üye ülkelerce kabul edilen bir UNESCO/ILO ortak belgesidir. Belgenin kabul edildiği 5 Ekim tarihi de 1994 yılından bu yana Dünya Öğretmenler Günü olarak anılıp kutlanmaktadır. Dolayısıyla bu tarih, öğretmenlik mesleği ve bununla ilgili sorunların kamuoyunda daha yoğun biçimde tartışıldığı sembolik bir farkındalık günü olarak anlam kazanmış bulunmaktadır.

Statü Tavsiyesi, öğretmenlik mesleğini ve meslek işgörenlerini ilgilendiren birçok konuyu ayrıntısıyla ele alıp belirli ilke ve kural önerileri içeren düzenleyici boyutlara sahip bir belgedir. Bu yönüyle de çeşitli uluslararası ve büyük ölçüde de Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşme ve belgelerinde yer alan ilke ve kararlarından hareketle, bunları öğretmenlik mesleği özelinde bir araya getirip bütünleştiren, küresel düzeyde öğretmenliğin mesleki niteliği ve meşruiyet gücünü yükselten bir özellik taşımaktadır.[1]

Statü Belgesi kapsam olarak; bir yandan eğitim ve mesleğin önemine, öğretmenlerin yetiştirilmesi ve yetkinleştirilmesine; öte yandan da öğretmenlerin istihdamı, çalışma koşulları, hak ve sorumlulukları, ücret ve sosyal güvenlik gibi özlük haklarına yönelik konular üzerine odaklanmaktadır. Dolayısıyla uluslararası ölçekte öğretmenlik mesleğinin nitelik ve standartlarını tanımlama özelliği bakımından yüksek tarihsel anlam ve değere sahiptir. Bu açıdan “öğretmenlik mesleğinin uluslararası anayasası” gibi de düşünülebilir. Hemen belirtelim, söz konusu Statü Belgesi, imzacı ülkeler açısından öğretmenlik mesleğine yön veren etik ilkeler ve nitelikli öğretmenlik için yol gösteren bir politika çerçevesi ya da politika rehberidir. Ortaya çıkış mantığı açısından belgenin ardında yatan felsefe, “öğretmenlerin statüsü yükseltilmeden, eğitimin kalitesi yükseltilemez” öngörüsüdür. Bu yönüyle 1966 Tavsiyesi, II. Dünya Savaşı sonrası dünyanın yeniden yapılanma sürecinde, “toplumsal kalkınmanın merkezine eğitimi koyan bir vizyonun öğretmenliğe yansıması” olarak görülebilir. O dönemde öğretmene bakış da onu geleneksel bilgi aktarıcısından ötede, bir toplumsal entelektüel olarak görme biçimindedir.

Konuya, Statü Tavsiyesinin Türk Eğitim Sistemine yansımaları açısından baktığımızda ise buna ilişkin kimi izleri 1973’te yayımlanan 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununda görmekteyiz. Yasaya göre göre öğretmenlik, “Devletin eğitim, öğretim ve yönetim görevlerini üstlenen özel bir ihtisas mesleğidir” (1739/md.43). Doğrudan hukuki bağlayıcılığı olmasa bile, uluslararası bir temel referans kaynağı olarak Statü Belgesi, öğretmen haklarıyla ilgili yapılan kimi düzenlemelerde, yargısal içtihatlarda ve sendikal mücadele istemlerinde “evrensel bir meşruiyet ve asgari standart” kaynağı olarak anlam kazanmaktadır.

Statü Tavsiyesinde öğretmenlik nasıl ele alınmaktadır? Türkiye’ye yansıması nasıldır?

Statü belgesine göre, eğitimde ilerleyip gelişme, büyük ölçüde öğretmen kitlesinin nitelik ve yeteneklerine; dolayısıyla da onların insani, pedagojik ve teknik donanımlarına bağlıdır (Md.4). Bu bağlamda Tavsiye kararının bütününe bakıldığında, öğretmenlik, kendine özgü yönleri ve kamusal hizmet boyutu öne çıkan bir uzmanlık mesleğidir. Mesleğin uzmanlık boyutu; öğretmenliğe özel bilgi, donanım ve yetkinlik gerektiren bir ayrıcalık sağlamaktadır. O nedenle öğretmen yetiştirmede hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim özel önemde konulardır. Ayrıca çocuğun eğitimi üzerinden gidildiğinde de öğretmenlerin toplumsal gelişmede üstlendikleri özel rol öğretmenlik mesleğine kamusal bir boyut eklerken, mesleğe de kamusal hizmet özelliği kazandırmaktadır. Nitekim Statü belgesi de öğretmenlik mesleğini bir kamu hizmet türü olarak tanımlamakta, -öğrencilerin eğitimi ve gelişiminde- öğretmenlerin kişisel ve kurumsal sorumluluk duygu ve bilincine sahip olması gereğini ortaya koymaktadır (Md.5-6).

Sosyal devlette eğitim devletin görev ve sorumluluk alanındadır. Statü Tavsiyesi öğretim programı ve öğretim yöntemlerinin geliştirilip uygulanması gibi çeşitli roller açısından öğretmenleri güçlü bir paydaş olarak konumlandırmakta, paydaşlık rolünün altını çizmektedir. Aslında Statünün ruhu açısından bakıldığında da öğretmenlik; hem pedagojik ve özel alan bilgisine hem de bunu destekleyecek kültürel donanıma, üst düzeyde analitik düşünme ve problem çözme yetisi ile insani duyarlılığa dayanan bir meslektir. Bu yönüyle öğretmen, standart öğretim programı (müfredat), ders planları ve öğretim materyallerinin mekanik bir tüketicisi olarak görülemez (Md.11). Öğretmen eğitim öğretim sürecinin gerektirdiği öğretim planlaması ve eğitim teknolojilerini işe koşma yanında, bunları içinde bulunduğu koşullara göre geliştirip uyarlama güç ve yetkinliğine sahip olmak durumundadır.

Statü Tavsiyesi üzerinden konuya ülkemiz yönüyle yaklaşıldığında ise şunu çok kolaylıkla söyleyebiliriz: Türkiye, Tavsiye kararını onaylamış olsa da -pek çok alanda........

© HalkTV