Yargı ve önyargı
“Juror #2”, Clint Eastwood’un emekliye ayrılmadan önce 93 yaşında çektiği son film ve baştan söyleyelim, usta yönetmen adına gerçekten güzel bir veda…
“Juror #2”, adalet üzerine bir film… Adalet Heykeli’ne ön jenerikte yer vermesi ve açılış sahnesinin ilk planıyla, Eastwood niyetini en baştan ortaya koyuyor zaten. Belli ki, filmi bu heykelin ihtiva ettiği semboller üzerinden okumamızı istiyor. Ama biz, cinayet davası çevresinde kurulan hikâyeden başlayalım önce.
Bir barda görgü tanıklarının önünde kavga ettiği kız arkadaşını öldürmekle suçlanır James Sythe (Gabriel Basso). Her açıdan kötü bir geçmişi vardır ve dava, kadına yönelik şiddet suçu olması nedeniyle medyanın gündemindedir. Bölge Savcısı seçilmek için kampanya yürüten Faith Killebrew (Toni Collette), davayı kazanacağından emindir. Aksi halde seçilmesinin riske gireceğini bilir. Sythe’ı savunan ve hukuk fakültesinden eski arkadaşı olan Eric Resnick (Chris Messina) Faith’in davaya politik yaklaştığını düşünür; müvekkilinin suçsuzluğuna inanır.
Bu arada, filmin ana karakterine daha gelmedik; çünkü kendisi sanık, savcı veya avukat değil. Mahkeme salonu gerilimlerinde çok alışık olmadığımız şekilde, bir jüri üyesi… Justin Kemp’i (Nicholas Hoult) tanıdığımızda, nasıl bir davada görev alacağından haberi dahi olmadığını görüyoruz. Eşi Allison (Zoey Deutch) hamileliğinin son döneminde olduğu için jüri üyesi seçilmeyi kesinlikle istemiyor. Hatta yargıca (Amy Aquino) “Eşim hamile beni seçmeyin” bile diyor ama sonuç alamıyor. Belki de bu gönülsüzlüğü nedeniyle iddia ve savunma makamlarının hemen onayladığı bir jüri üyesi haline geliyor.
Ne zaman ki duruşma başlıyor, kimin neden yargılandığını anlıyor, işte o zaman davanın tahmin edemeyeceği kadar kişisel olduğunu fark ediyor. En doğrusunu yapmak geçiyor aklından ama alkolü bırakmasında ona yardımcı olan ve aynı zamanda avukatlık yapan Larry Lasker’ın (Kiefer Sutherland), söylediklerinden sonra ödeyeceği ağır bedeli ve doğacak bebeğini düşünerek vazgeçiyor dürüstlükten. O noktada, jüri üyesi olarak elinden gelenin en iyisini yapmaya karar veriyor.
Karar vermek için toplantı odasına çekildiklerinde, çoğunluğa karşı tek başına durmayı göze alıyor. İlk jüri toplantısında bir sinema klasiği olan “12 Öfkeli Adam”ı (12 Angry Men – 1957) hatırlamamak imkânsız. Ama “Juror #2” adalet temasıyla ilgili bazı ortak noktalarına karşın her şeyiyle çok farklı bir film; çünkü hikâyesi bambaşka şekilde ilerliyor.
Kaza gecesi sanık ve maktul ile aynı barda olan, onlarla aynı anlarda dışarıya çıkan Justin Kemp, mahkemede ifade veren tanıklardan daha fazla şey bilmiyor aslında. Ama davaya herkesten farklı açıdan bakıyor ve bakış açısı nedeniyle olayın “cinayet değil kaza olma ihtimalini” ortaya atarak diğer jüri üyelerinin kafasını karıştırıyor; önyargılarını sorgulamalarına neden oluyor. Onu destekleyen ilk jüri üyesi ise eski bir polis detektifi olan Harold (J.K. Simmons) oluyor.
Tam da bu nedenle “Juror #2”, öncelikle önyargının adalet mekanizması üzerindeki etkilerini sorgulayan bir film… Malum, Themis veya Justitia olarak da anılan Adalet Heykeli’nin gözü bağlıdır. Adaletin tarafsızlığını, önyargısızlığını, kişilere göre ayrım yapmaması gerektiğini........
