menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Evren Elvin Köseoğlu​ ile Vaveyla- Büyük Feryat’a

12 0
16.10.2026

Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Şiiri ve Türk Şairlerine duyduğumuz vefayı görünür kılmak; şiire, söze, müziğe ve edebiyata emek veren isimlerin dünyasını kendi seslerinden dinlemek amacıyla hazırladığım “Vefa” yazı dizisi söyleşimizin konuğu, şiirleriyle duygularını kelimelere, sözlerini ise müziğe dönüştüren şair, söz yazarı ve müzisyen Evren Elvin Köseoğlu.

Şiir yalnızca kelimelerin yan yana gelişi değil; insanın iç dünyasından süzülen duyguların, yaşanmışlıkların ve hayallerin söze dönüşmesidir. Kimi zaman bir mısrada saklanan özlem, kimi zaman bir şarkıya dönüşen sevda, insanın kendisiyle ve hayatla kurduğu ilişkinin izlerini taşır. Evren Elvin Köseoğlu’nun şiir ve müzik yolculuğunu, “Vaveyla – Büyük Feryat” adlı kitabını ve sanata bakışını kendi penceresinden dinleyeceğiz.

Merhaba Sayın Evren Elvin KÖSEOĞLU, Vefa söyleşimize hoş geldiniz. Şimdi söz sizde…

Sizi henüz tanımayan okurlarımız için biraz kendinizden bahseder misiniz? Kimdir Evren Elvin Köseoğlu?

Merhaba Jale Hanım, hoş bulduk. Evren Elvin Köseoğlu; seven, kırılan, yeniden ayağa kalkan, hayattan öğrendiklerini kelimelere emanet eden ve hâlâ anlatacak çok hikayesi olduğuna inanan bir kadın. Sanırım beni en doğru anlatan cümle şu olacak: “Ben, yaşadıklarını susarak değil, yazarak çoğaltan biriyim.”

Şiirle ilk tanışmanız nasıl oldu? Çocukluk ve gençlik yıllarınızda şiirin hayatınızda nasıl bir yeri vardı?

Şiirle tanışmam aslında güzel bir tesadüften çok, hayatımın en ağır dönemlerinden birinin ardından oldu.14 yaşındaydım. Babamdan aldığım ve çocuk yaşta taşımakta zorlandığım çok büyük bir yara vardı. O dönem yaşadığım kırgınlığı, öfkemi, yalnızlığımı ve içimde birikenleri kimseye anlatamıyordum. Söyleyemediklerim içimde büyüyordu.Sonra kalemle tanıştım. İlk yazdığım şeylerin şiir olduğunu bile bilmiyordum belki. Sadece içimde birikenleri kâğıda döküyordum. Kelimeler, benim söyleyemediklerimi söylemeye başladı. Şiir benim için o zaman bir edebiyat biçiminden çok, kendime açtığım bir kapı oldu. Çocukluk ve gençlik yıllarımda şiir hayatımın merkezinde değildi; ama yaşadığım her büyük duyguda yeniden karşıma çıktı. Büyüdükçe anladım ki ben aslında şiiri seçmemişim. Hayat beni şiire götürmüş. Bugün dönüp 14 yaşıma baktığımda, o günlerin bana bıraktığı yaranın yanında bir de kalem bıraktığını görüyorum. Belki de şiirin benim hayatımdaki en büyük anlamı burada: Söyleyemediklerimi susturmak yerine, onları bir esere dönüştürmeyi öğretti bana.

Şiirlerinizde aşk, özlem, ayrılık, kırgınlık ve yalnızlık gibi yoğun duyguların öne çıktığını görüyoruz. Bir şair olarak sizi yazmaya en çok hangi duygular yönlendiriyor?

Beni yazmaya en çok aşk, ayrılık ve kırgınlık yönlendiriyor. Aşk benim için yalnızca kavuşmak değil; insanın bir başkasında kendinden bir parça bulması, derinleşmesi ve bazen kendini tamamen o duygunun içinde kaybetmesi. Ayrılık ise bambaşka… İnsan bazı ayrılıkları yaşarken değil, sonrasında anlıyor. Geride kalan sessizlik, söylenmemiş sözler ve yarım kalmışlık yazdırıyor bana. Kırgınlık da şiirlerimin en güçlü taraflarından biri. Ben de içimde kalanları susturmak yerine kelimelere bırakıyorum. Sanırım benim kalemim en çok kalbin sustuğu yerde konuşuyor. Aşk bana kelimeleri veriyor, ayrılık onları derinleştiriyor, kırgınlık ise şiire dönüştürüyor.

Şiir yazarken yaşadıklarınızdan mı, gözlemlerinizden mi, yoksa hayal dünyanızdan mı besleniyorsunuz?

Benim şiirlerimde hayal dünyasının çok fazla yeri yok. Ben daha çok yaşadıklarımdan ve gözlemlediklerimden besleniyorum.Yaşadığım her duygu, hayatımda iz bırakan her olay, karşılaştığım insanlar ve onların hikâyeleri şiirlerime bir şekilde dokunuyor. Bazen kendi yaşadığım bir ayrılık, bazen bir insanın gözlerinde gördüğüm kırgınlık, bazen de bana anlatılan bir hikâye kalemime dönüşüyor. Ben olmayan bir duyguyu varmış gibi yazmayı tercih etmiyorum. Yazdığım şeyin içinde mutlaka yaşanmışlığın, hissedilmişliğin bir izi olsun istiyorum. Çünkü bana göre şiiri güçlü yapan şey, sadece güzel kelimeler değil; o kelimelerin arkasında gerçek bir duygu olması.

Şiirlerinizde insan ve insan ilişkileri önemli bir yer tutuyor. Hayatı ve insanları gözlemleme biçiminiz şiirlerinize nasıl yansıyor?

İnsanlara bakarken sadece söylediklerini değil, söylemediklerini de görmeye çalışıyorum. Bir cümleyi söylerken sesinin değişmesinde bile anlatılmamış bir hikâye olduğuna inanıyorum. İnsanların birbirlerine nasıl yaklaştıklarını, nasıl sevdiklerini, nasıl kırıldıklarını, birbirlerinden nasıl uzaklaştıklarını izliyorum. Çünkü birbirleriyle olan ilişkilerinde çok büyük bir duygu dünyası var. Bana anlatılan hikâyeler de bu yüzden şiirlerimde yer buluyor. Ben insanları kusurlarıyla, çelişkileriyle, sevgileriyle ve kırgınlıklarıyla bir bütün olarak görüyorum. Kimseyi iyi ya da kötü diye ayırmıyorum, sanırım şiirlerime de en çok bu yansıyor.

Şiirin yanı sıra söz yazarlığı ve müzikle de ilgileniyorsunuz. Şiirden müziğe uzanan bu yönünüz nasıl başladı ve müzik hayatınızda nasıl bir yer edindi?

Aslında müzik benim hayatıma sonradan giren bir alan değil. Ben sanatçı bir aileden geliyorum. Annem, TRT’nin eski ses sanatçılarından. Dolayısıyla müzik çocukluğumdan beri hayatımın içinde, kulağımda ve hafızamda vardı. Benim de sesime ve müziğe olan ilgime o yıllarda dikkat edenler oldu. Sesimin güzel olduğunu söyleyen, müzik konusunda teklifler getiren insanlar vardı. Fakat aile yapım ve o dönemdeki şartlarım nedeniyle bu teklifleri kabul etmedim. Müzik hayatımın içinde hep vardı ama profesyonel anlamda onun peşinden gitmek o zaman nasip olmadı. Ben önce şiirle kendi yolumu buldum. Daha sonra şiirlerimin içindeki duygunun müzikle de........

© Haberton