menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Cem Huddamoğlu: “Mavi Düşteki Çocuk ”tan “Aşkın Sekizinci Hâli”ne

42 0
08.09.2026

Türk dili ve edebiyatı, bir milletin hafızasını, kültürel kimliğini, düşünce dünyasını ve duygu birikimini kuşaktan kuşağa taşıyan en güçlü değerlerden biridir. Türk şiiri ise bu büyük birikimin duygu, estetik ve söz sanatlarıyla hayat bulduğu eşsiz bir alandır.

Türk şairleri; yalnızca şiir yazan sanatçılar değil, yaşadıkları dönemin insanını, toplumunu, acılarını, sevinçlerini, umutlarını ve hayallerini mısralara taşıyarak kültürel hafızamıza iz bırakan değerlerdir. Bu nedenle geçmişten bugüne Türk dili ve edebiyatına, Türk şiirine ve Türk şairlerine emek veren, hayatta olan ya da aramızdan ayrılmış bütün değerli edebiyatçılarımızı rahmet, minnet, saygı ve şükranla anmak; onların bıraktığı mirası yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak hepimizin sorumluluğudur. “Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Şiiri ve Türk Şairlerine Vefa” yazı dizisi kapsamında bu kez konuğum, şiirleri, eserleri, şiir seslendirmeleri ve canlı yayınlarıyla edebiyat dünyasında kendine özgü bir yolculuk sürdüren değerli şair ve yazar Cem HUDDAMOĞLU.

Merhaba Cem Bey, hoş geldiniz. Türkçeye, şiire ve edebiyata emek veren şairlerimizi tanımak, onların sanat yolculuklarını, eserlerini ve düşünce dünyalarını okuyucularla buluşturmak; aynı zamanda Türk şiirine verilen emeğe vefa göstermek bizim için önemli. Bu söyleşide sizi, şiir serüveninizi, eserlerinizi, şiire bakışınızı ve okuyucularınızla kurduğunuz bağı kendi anlatımınızla tanımak istiyoruz.

Öncelikle sizi henüz tanımayan okuyucularımız için Cem HUDDAMOĞLU kimdir? Nerede doğdunuz, nasıl bir eğitim hayatınız oldu? Kendinizi ve sizi bugünlere taşıyan hayat hikâyenizi anlatır mısınız?

04/04/1983 Hatay/Antakya doğumluyum ve 43 yaşındayım. Cem HUDDAMOĞLU, hayata biraz uzaktan bakıp insanın içindeki görünmeyen tarafı anlamaya çalışan bir insan, bir şair ve bir yazar. Ben kendimi yalnızca şiir yazan biri olarak tanımlamıyorum. Çünkü şiir benim için bir meslekten çok, insanın kendisiyle kurduğu en sahici temas biçimlerinden biri. Hayatım boyunca gördüğüm, yaşadığım, sustuğum ve söyleyemediğim ne varsa zamanla kelimelere dönüştü. Beni bugünlere getiren şey biraz hayatın öğrettikleri, biraz insanların hayatımda bıraktığı izler, biraz da içimde susturamadığım o sesler. Eğitim elbette insanın zihnini biçimlendiriyor, fakat benim asıl öğretmenim hayat oldu. İnsanları tanımak, kaybetmek, beklemek, özlemek, susmak ve yeniden ayağa kalkmak… Bunların her biri bana başka bir cümle öğretti. Belki de bu yüzden şiirlerimde hayatın kendisinden izler var. Ben şiiri masa başında kurulmuş yapay bir dünyadan ziyade, insanın kalbinden süzülen bir hakikat olarak görüyorum.

Edebiyatla ve özellikle şiirle ilk karşılaşmanız ne zaman oldu? Şiire yönelmenizde etkili olan ilk kişi, eser veya yaşanmışlık neydi?

Şiirle ilk karşılaşmamı tek bir güne sığdırmam mümkün değil. Geriye dönüp baktığımda şiirin aslında hayatımın birçok yerinde sessizce beni beklediğini görüyorum. Bir insanın gidişinde, bir annenin susuşunda, gecenin pencereye vuran yağmurunda, henüz söylenememiş bir cümlede bile şiir vardı. Ben şiiri hissettim ve kelimelerin insanın söyleyemediği şeyleri söyleyebildiğini fark ettim. İşte o noktadan sonra şiir benim için bir merak olmaktan ziyade bir ihtiyaç hâline geldi. Beni şiire asıl yaklaştıran şey ise insanların iç dünyasıydı. İnsanın dışarıdan görünen yüzüyle içinde taşıdığı hikâye çoğu zaman aynı değildir. Şiir, o görünmeyen hikâyenin kapısını aralıyor.

Şair olma yolculuğunuz nasıl başladı? İlk şiirinizi yazdığınız günü ve o şiirin sizde bıraktığı duyguyu hatırlıyor musunuz?

İlk şiirimi bugün yazmış olsam nasıl hissederdim bilmiyorum ama o ilk dönemlerde insanın içinde birikenleri kelimelere bırakmanın verdiği tarifsiz bir rahatlama vardı. İlk şiir kusursuz değildi. Belki teknik açıdan eksikleri vardı, belki bugün baktığımda değiştireceğim çok şey bulurum. Ama onun benim için çok önemli bir tarafı vardı: Samimiydi. İlk yazdığım o şiirde kendimi saklamamıştım. Şairlik yolculuğum da aslında orada başladı. İnsan önce kendine karşı dürüst olmayı öğreniyor, sonra başkasına söyleyebilecek bir sözü oluyor. Benim için şiir yazmak, biraz da insanın kendi yarasına bakabilme cesareti gibi düşünülebilir.

Şiir sizin için öncelikle bir duygu aktarımı mı, düşünce biçimi mi, yoksa insanın kendisiyle kurduğu bir hesaplaşma alanı mı?

Üçü de… Ama bana sorarsanız şiirin başladığı yer duygudur, derinleştiği yer düşünce, vardığı yer ise insanın kendisiyle hesaplaşmasıdır. Bir duygu tek başına şiir değildir. O duygunun insanın zihninde bıraktığı iz, kelimeyle kurduğu ilişki ve okurun kendi hayatında bulduğu karşılık şiiri tamamlar. Ben şiir yazarken çoğu zaman kendime sorular sorarım: Ben bunu neden yaşadım? Bu insan neden gitti? Bende ne kaldı? Bir insan gerçekten unutabilir mi? Ve bazen hiçbir sorunun cevabını bulamam. Fakat şiir zaten her soruya cevap vermek için yazılmaz. Şiir, cevapsız kalan sorunun kendisidir.

Şiirlerinizde aşk, ayrılık, yalnızlık, hüzün, zaman ve insan gibi temaların önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. Bu temalar sizin şiir dünyanızda nasıl bir anlam taşıyor?

Bunlar benim için yalnızca şiir temaları değil, insanın hayat boyunca taşıdığı ortak yaralar. Aşkı yazarken yalnızca kavuşmayı değil, kaybetmeyi de düşünüyorum. Ayrılığı yazarken yalnızca gideni değil, geride kalanın acısını da anlatmaya çalışıyorum. Yalnızlık ise bana göre insanın etrafında kimsenin olmaması değildir. Bazen kalabalıkların ortasında bile insan kendi içine düşebilir. Hüzün de benim şiirimde yalnızca karanlık bir duygu değildir. Hüzün, insanın kendisini tanıdığı yerlerden biridir. Zira insan en çok kaybettiğinde kendisini dinler. Zaman ise bütün bunların üzerine yürüyen bir gölge gibi. Ve insan… Şiirlerimin merkezinde aslında hep insan var. Çünkü aşk da ayrılık da özlem de hüzün de insanın hikâyesidir.

“Mavi Düşteki Çocuk” adlı şiir kitabınızın yanı sıra “Aşkın Sekizinci Hali” adlı derleme ve şiir kitabınız da bulunuyor. Bu iki çalışmanın edebî yolculuğunuzdaki yeri nedir? “Aşkın Sekizinci Hali” nasıl ortaya çıktı ve bu eserin hazırlanma sürecinde şiire ve aşka dair nasıl bir anlatı kurmak istediniz?

Mavi Düşteki Çocuk benim şiir yolculuğumda çok özel bir yerde duruyor. Çünkü orada yalnızca şiirler değil, insanın çocukluğundan bugüne taşıdığı duygular, düşler ve kırgınlıklar da var. Mavi Düşteki Çocuk benim için biraz da insanın içinde hiç büyümeyen tarafı temsil ediyor. Hayat bizi büyütüyor ama içimizde bir yerlerde hâlâ inanmaya, sevmeye ve hayal kurmaya devam eden bir çocuk kalıyor. Aşkın Sekizinci Hali ise aşkı tek bir pencereden anlatmak yerine onun farklı yüzlerine bakma düşüncesiyle şekillendi. Çünkü bana göre aşkın yalnızca mutlu eden bir tarafı........

© Haberton