menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Osmanlı Subayları ve Trablusgarp Kuvayı Mubarekesi

13 0
07.06.2026

Osmanlı Subayları ve Trablusgarp Kuvayı Mubarekesi

a) Savaş Öncesi Durum

Emperyalizm-sömürgecilik yarışında özellikle İngiltere ve Fransa'nın gerisinde kalan İtalya, 1878 Berlin Konferansı'ndan da tam olarak istediğini alamamıştı. Bilhassa Ortadoğu'nun ve Mısır'ın İngilizler tarafından işgal edilmesi, en nihayetinde Tunus ve Fas civarlarına ise Fransa tarafından el konulması İtalya'yı alel acele Afrika için tek geçiş kapısı olarak gördüğü Trablusgarp ve Bingazi (yani bugünkü Libya’ya) çıkartma yapmaya sevk etti.

Aslına bakılırsa, İtalya bir sene önce ilk olarak Habeşistan’a saldırmış, yerel halk tarafından çok sağlam bir direnişle,mukavemetle karşılaşınca gerisin geri çekilmek zorunda kalmıştı. Bunun üzerine bir sene sonra 23 Eylül 1911’deOsmanlı’ya formalite bir nota vererek 29’unda ise savaş ilan etmiştir.

İstanbul'da ise bu dönemde tam bir kaos ortamı hakimdi. 2 sene evvel meşhur 31 Mart Olayı gerçekleşmiş, Selanik’ten gelen Hareket Ordusu darbeyle yönetime el koymuş ve bunun neticesinde İttihat ve Terakki Osmanlı Devleti’nin idaresini bir bakıma gasp eder olmuştu. Zaten Trablusgarp Savaşı’nın patlak verdiği dönemde Harbiye Nazırı da bu Hareket Ordusu’nun Başkumandanı Mahmut Şevket Paşa’ydı. Ve aynı Şevket Paşa, İtalya’nın savaş ilanından hemen önceTrablusgarp’taki 4 tabur askeri ve önemli derecedeki cephaneyi Yemen’e göndererek çok önemli bir askeri-stratejik hata yapmış ve kabinedeki yeri sallantıya girmişti. Keza yine bu dönemde İtalyanlar, Çanakkale Boğazı’nı kapatmış-tıkamış, pek çok Ege Adası’na da el koymuştu. İtalya, Osmanlı’ya nazaran oldukça üstün olan ve Ege-Akdeniz’de etkili bir hale gelmesiyle, dolayısıyla donanması sayesinde kısa sürede Trablusgarp kıyılarına çıkartma yapmış olsalar da direnişçi ve savaşçı ruha sahip yerel halk, İtalyanların iç kesimlere doğru ilerlemesine müsade etmemişti.

İtalya’nın bu savaş hamlesi sonrası Sadrazam Hakkı Paşa Kabinesi görevden alınmış, yerine Sait Paşa Kabinesi getirilmişti. Kamuoyunda ve Meclisi Mebusan’da Hakkı Paşa Kabinesi’ne karşı büyük bir tepki vardı. Öyle ki, Trablusgarp’ın her çeşit askeri, cephane-mühimmat, idare-komuta ve maddi yönden yalnız bırakılarak bir nevi İtalyanlara teslim edilmesi sebebiyle tüm kabine üyelerinin yüce divana gönderilmeleri bile istenmekteydi. Osmanlı Devleti’nin idaresini elinde bulunduran yeni Sait Paşa Kabinesi de aslına bakılırsa önceki hükümetten farklı bir yol izlemiyordu. Ayrıca Batılı devletlerle arası iyi olan Sait Paşa hem Berlin Konferansı’nı gerçekleştiren süper güçlerle gerek siyasi gerekse ekonomik yönden başa çıkamayacakları, gerekse de güçlü İtalyan ordusu-donanmasına karşı bir başarı elde edilemeyeceği inancıyla bir türlü savaşa girişemiyordu. Sait Paşa Kabinesi böylesine bir tecavüze karşı hala dahasallantılı bir politika izliyor olması da kamuoyunu içten içerahatsız ediyor olsa da hem kabinedeki etkili İttihat ve Terakki üyelerinin olması hem de devletin gerçekten de bu savaşın altından kalkabilecek bir güce sahip olamayışı gerçekliği aslında tüm devlet erkanının farkında olduğu bir husustu. Dolayısıyla, durumdan hemen herkes çok rahatsızlık duysa da akla, mantığa uygun somut çözümler sunulamıyordu.

Devletin içerisinde bulunduğu çaresizlik iklimi, aslında yakın dönemde cereyan etmiş ve koca devletin başına bela olmuş musibetler silsilesinin bir sonucuydu. Zira kısa bir süre önce Mısır gibi önemli bir toprak parçasında Kavalalı İsyanı gibi bir olay zuhura gelmiş. Bunun sonucunda devlet gerek askeri gerekse ekonomik gerekse de toplumsal düzen yönünden tabiri caizse neredeyse dibi görmüştü.

Elbette özellikle II. Abdülhamid Han döneminde gerek eğitim, gerek askeri, gerek sanayi, gerekse de zirai gibi pek çok alanda önemli devasa hamleler yapılmış olsa da yine de Batı’da kapitalizm ve sömürgecilik zihniyetiyle birlikte paralel yol alan sanayi devrimine tam olarak erişilememiştir. Bununla birlikte yine Mısır gibi gerek kara, gerekse de deniz-kanal trafiği açısından kilit bir noktada bulunan devasa yüzölçümlü bir yerin İngilizlerin eline geçmiş olması da ayrıca büyük bir handikaptı. Zira, Osmanlı istese bile kara yolu üzerinden Trablusgarp’a bir ordu gönderemeyecekti.

Tüm bu olumsuzluk ve yoksunluk içerisinde “yapılabilecek bir şeyler var. Olmalı!” bakış açısına sahip neredeyse tamamı İttihat ve Terakki üyesi bir grup genç Osmanlı subayı öne atıldı ve Trablusgarp’ta destansı bir direniş örneği ortaya koyan Arap-Bedevi (Berberi) Aşiretlere ve bu aşiretlerin başında bulunan Sünusiler gibi Şeyhlere bir şekilde yardım götürülebilir, destek olunabilirdi.

Bu doğrultuda öne atılan Subaylar; Enver Paşa, Mustafa Kemal, Fethi Bey ve daha sonra Teşkilat-ı Mahsusa’yıkuracak olan Kuşçubaşı Eşref’di. Yani bu harekat bir bakıma Teşkilat-ı Mahsusa operasyonuydu. Bu bağlamda Enver Paşa ve yanındakiler Harbiye Nazırı (Milli Savunma Bakanı) Mahmut Şevket Paşa ile görüşerek, bir vatan parçasının hiçbir karşılık verilmeksizin düşmana bırakılmasının kabul edilemez olacağını ve belki de bu savaşın Osmanlı Devleti’nin sonunu getirebileceğini ifade ederek gönüllü olarak göreve hazır ve talip olduklarını ve yine yerel halk direnişini organize ederek düşmana gereken cevabı verebileceklerini bildirdiler. Mahmut Şevket Paşa ise hiçbir resmi sorumluluğu kabul etmeksizin, operasyona katılacak ekibin izinli gösterileceğini bildirerekperde arkasından yollarını açmış oldu. Binbaşı Enver, özellikle bölgede daha önce görev yapmış olması sebebiylesözü Kıdemli Yüzbaşı Mustafa Kemal’e vermiş ve bu sözler toplantıya damgasını vurmuştur:

“Ben İtalyanların istila hareketinin kolaylıkla donanmaların ateş sahasını aşacağına kani değilim. Eğer bizler, zaman kaybetmeden yerli halkı........

© Habername