menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye'de kutuplaşmanın ahlaki gramerini okumak

16 0
07.09.2026

Türkiye'de kutuplaşmayı anlamak, kimin hangi tarafta olduğunu görmekten geçmez. Hangi değerin hangi ahlaki dile ait olduğunu, bu dillerin hangi siyasi kapasiteleri taşıdığını görmekten geçer. Türkiye'de kutuplaşmanın neden toplumun geneline değil, belirli birkaç değere yoğunlaştığı sorusunun cevabı hangi değerin hangi ahlaki dile oturduğunda saklıdır. Laiklik özerklik dilinde, dindarlık kutsallık dilinde, milliyetçilik topluluk dilinde karşılığını bulur. Bu üç dil kendi içinde kapalı birer aksiyom seti taşır. Bu yüzden aralarındaki anlaşmazlık sıradan bir görüş ayrılığı değildir. Karşılıklı çevrilemez bir gerilim üretir.

Türkiye’de siyasal kutuplaşma tartışmaları, basitleştirilmiş bir toplum tasavvurundan hareket eder. Bu toplum tasavvurunda; modern-muhafazakâr, laik-dindar gibi keskin çizgilerle ayrışmış iki büyük blok vardır. Saha verileri ise daha esnek bir yapıya işaret eder. Örneğin, toplumda ekonomiye bakış çok da farklı değildir. Demokrasinin meşruiyeti ile ilgili algılar da öyle. Bir toplumsal kurum olarak din de farklı kesimler arasında şaşırtıcı derecede geniş bir ortak zemine dayanır. Kısaca, Türkiye güncel tartışmalarda ima edildiği gibi her alanda kutuplaşmış değildir. Gerilim; laiklik, dindarlığın kamusal görünürlüğü ve milliyetçilik gibi dar sembolik değerler kümesinde yoğunlaşır. Geri kalanında nispeten uzlaşık bir yapı hakimdir.

Gerilimlerdeki seçiciliğin kaynağı, ilgili değerlerin içeriğinde değil, insanların ahlaki değerlendirmeyi kurduğu dilde aranmalıdır. Antropolog Richard Shweder'e göre insanlar ahlaki değerlendirmelerini tek bir ölçütle kurmaz. Bunun yerine, birbirinden büyük ölçüde bağımsız üç ayrı "ahlaki dil" kullanır. Laiklik, dindarlık ve milliyetçilik bu üç dile ayrı ayrı denk düşer. Bu yüzden Türkiye’de bu kavramlar üzerindeki anlaşmazlık, sıradan bir görüş ayrılığı değildir. Farklı dillerin karşılıklı çevrilemezliğinden (incommensurability) doğan bir gerilim söz konusudur. Aşağıda bu çerçeveyi, yakın tarihli bir Türkiye kamuoyu araştırmasının bulgularıyla birlikte işleyeceğiz.

ÜÇ AHLAKİ DİL: ÖZERKLİK, TOPLULUK VE KUTSALLIK

İnsanlar ahlaki değerlendirmelerini tek bir ölçütle kurmaz. Üç farklı "ahlaki dil" kullanır. Özerklik dili; bireyin hakkını, tercihini ve kendi aklıyla verdiği kararı merkeze alır. Bir şeyin doğruluğu, bireyin özgür rızasına ve zarar görmemesine bağlıdır. Topluluk dili; grup uyumunu, rolleri ve meşru otoriteye saygıyı önceler. Bir şeyin doğruluğu, topluluğun bütünlüğünü ve hiyerarşisini koruyup korumadığına bağlıdır. Kutsallık dili ise bedensel ve manevi saflık sınırlarının korunmasını merkeze alır. Bir şeyin doğruluğu, kutsal sayılan bir şeyin kirletilip kirletilmediğine bağlıdır.

Bu üç dilin ortak özelliği, her birinin kendi içinde kapalı bir aksiyom seti taşımasıdır. Özerklik dilinde bireyin rızası, topluluk dilinde otoriteye saygı, kutsallık dilinde ise saflığın korunması, o dili konuşan kişi için sorgulanan değil, sorgulamanın üzerine kurulduğu zemindir. Bir kişi bu üç zeminden birine yerleştiğinde, artık o zeminin doğruluğunu tartışmaz. Bilakis, o zeminden hareketle başka şeyleri tartışır.

Bu yapı, kutuplaşmanın değişime neden bu kadar dirençli olduğunu da açıklar. Taraflar çoğu zaman "aynı konu" hakkında konuştuğunu sanır; laiklik, millet, din gibi aynı kelimeleri kullanırlar. Ama aslında biri özerklik diliyle, diğeri topluluk diliyle, bir diğeri de kutsallık diliyle konuşuyordur. Alasdair MacIntyre, rakip ahlaki geleneklerin birbirine indirgenemezliğini anlatırken bu kavramı kullanmıştı. Burada da bir tür karşılıklı çevrilemezlik söz konusudur. Taraflar birbirinin argümanını kendi ahlaki grameriyle işleyemez. Bu yüzden muhatabının anlamadığını ya da art niyetli olduğunu düşünür. Oysa mesele niyet değil, farklı bir dilin konuşulmasıdır.

Bu çerçeve, Şerif Mardin'in klasik "merkez-çevre" tezine de karşılık gelmektedir. Mardin, Cumhuriyet seçkinleri ile taşra arasındaki kültürel yabancılığı bu ayrımla anlatmıştı. Aynı yabancılık, ahlaki dillerin çevrilemezliği üzerinden de okunabilir. Yani, mesele sıradan bir iktidar mücadelesi değildir. Özerklik dilini konuşan kesim, kendi dilini evrensel tek hakikat sayıp topluma dayatmıştır.

LAİKLİK, DİNDARLIK, MİLLİYETÇİLİK: ÜÇ DEĞER, ÜÇ DİL

Türkiye'de siyasal kutuplaşmanın en çok yoğunlaştığı üç değer, bu üçlü çerçeveye dikkat çekici bir netlikle oturur. Laiklik, bireyin inanç özgürlüğünü ve kendi vicdanıyla karar vermesini merkeze alan bir ilke olarak özerklik dilinin alanına girer. Dindarlık, bedensel ve manevi saflık, haram-helal sınırları ve dini otoriteye saygı unsurlarıyla kutsallık dilinin alanına girer. Milliyetçilik ise topluluğa aidiyeti, ortak tarihi ve milli otoriteye bağlılığı merkeze alarak topluluk dilinin alanına girer.

Türkiye'de bu üç dil, üç ayrı kimlik etrafında kutuplaşmanın zeminini oluşturur: Laiklikle özdeşleşmiş bir modern kimlik; dini değerleri ve İslam'ı öne çıkaran bir dindar kimlik; millete, Türklüğe işaret eden bir milliyetçi kimlik. Bu üç kimlik, tek bir blok halinde değil ama birbirinden ayrı üç eksende siyasal davranışı şekillendirir.

Ancak bu üç kimlik birbirini dışlayan (mutually exclusive) kategoriler değildir; aralarında önemli örtüşmeler vardır ve bu örtüşmelerin deseni, kutuplaşmanın seçici doğasını gösterir. Dindar kimlik ile milliyetçi kimlik arasında yüksek düzeyde bir örtüşme bulunur (r = ,51). Bu, kutsallık ve topluluk dillerinin, birbirinden bağımsız olsalar da, aynı kişilerde sıklıkla bir arada güçlü biçimde bulunabildiğini gösterir. Modern kimlik ile milliyetçi kimlik arasında ise orta düzeyde bir örtüşme vardır (r = ,39). Geleneksel olarak birbirinden uzak sayılan bu iki kimliğin, milliyetçilik ekseninde yakınlaşabildiğine işaret eden, nispeten yeni sayılabilecek bir örüntüdür. Buna karşılık modern kimlik ile dindar kimlik arasındaki ilişki neredeyse sıfıra yakındır (r = -,16). Yani bu iki kimlik, varsayıldığının aksine, birbirinin doğrudan zıddı olarak işlemez. Bu özellikle önemlidir: Eğer laik kimlik ile dindar kimlik gerçekten tek bir eksenin iki ucu olsaydı, kutuplaşmanın toplumun geneline yayılmış tek bir cephe hattı olması beklenirdi. Bunun yerine gerilim, birbirinden bağımsız hareket eden ayrı dillerin kesiştiği belirli noktalarda yoğunlaşır. Kutuplaşmanın seçici doğasının kaynağı da tam olarak budur.

Burada bir parantez açarsak,........

© Haber7